SON DAKİKA

BAŞKAN ÖZDEMİR: “MERSİN NARENCİYENİN BAŞKENTİDİR”

DÜNYA, EKONOMİ, GENEL, GÜNDEM, YEREL HABERLER

ENFLASYONLA TOPYEKÜN MÜCADELE PROGRAMI’NA ELİT AJANS’TAN TAM DESTEK

DÜNYA, EKONOMİ, GENEL, GÜNDEM, SİYASET, YEREL HABERLER

KADIN’IN SUÇU YOK MU?

Bu haber 09 Ocak 2019 - 17:34 'de eklendi ve 166 views kez görüntülendi.

Alman Filozof Arthur Schopenhaur Aşkın Metafiziği kitabında bakın neler diyor; ‘’Kadınlar, gerek zihinsel, gerekse bedensel olarak büyük işler, büyük davalar için yaratılmamışlardır’’. Bunu net şekilde anlamak için görüntülerine bakmak yeterlidir. Onlar yaşamlarının çilesini yaptıklarıyla değil, katlandıklarıyla çekerler( borçlarını doğum sancılarıyla, doğurduğu çocuğu bakıp büyütmeleriyle, sabırlı ve neşeli bir eş olmalarıyla, erkeklerine gösterdikleri itaatle öderler).

Devam ediyor; Kadınların, emsalsiz bir güzellik tam bir cazibe ve dolgunlukla donatıldığını, böylelikle genç bir adamın hayal dünyasını kendilerine tutsak edebileceklerini, erkeklerin onların bakım ve gözetimini onurlu bir iş olarak bilip peşlerinden koşacaklarını söylüyor. Adalet duygusundan yoksun oluşları, muhakeme kabiliyetinde ki ve düşünme melekesinde ki zayıflıkta kaynağını bulur. Kurnazdırlar ve yalan söylemeye karşı iflah olmaz bir eğilim gösterirler. Kadınların riyakârlık yeteneği ile donatıldığını, bunun doğalarında var olduğunu, bu sebepten dolayı da başkalarında ki riyakârlığı çok çabuk fark ettiklerini dile getirmektedir. Ve iddiasını, dürüst ve güvenilir, riyakârlığa yüz vermeyecek bir kadın belki de düşünülemez şeklinde noktalar.

J.J.Rousseau da diyor ki; ‘’Kadınlarda genellikle herhangi bir sanata yönelik olarak sevgiye rastlanmaz. Onlar olaylar hakkında doğru ve gerçek bir bilgi sahibi değillerdir. Dehadan yoksundurlar. ‘’Antik Yunanlılar da kadınları tiyatrolarına sokmamışlar, bu doğru ise haklılar en azından tiyatrolarına sessizlik hâkim olur ve gevezelik yapan kadınlar olmaz demektedir.

Schopenhaur’a göre kadın ev kadını olmayı umut eden bir genç kız olmalı, topluma ve toplumsal sorunlara karıştırılmamalı, dini konuda iyi eğitim görmeli, ama ne şiir ne siyasetle meşgul olmamalı, din ve yemek kitaplarından başka bir şey okumamalı.

Nietzche’ye göre kadınlar hiçbir zaman düzenli çalışmayı öğrenemezler, tamamen kendilerini seven erkeklerin tasarrufunda ki hallerine duydukları aşkı yaşarlar, ellerinde olsa erkekleri kilit altında tutarlar, kibirlidirler, hükmetmek ister ve bunu erkeğe tabii olarak yaparlar, yaralı noktaları bulmak ve onu burmakta ustadırlar. Bilimi bilenlerin sayısı son derece azdır, adil değillerdir, davalarında çok kişilere yandaş olurlar, nesnel olmaktan çok kişiseldirler, delilikleri ve adaletsizlikleri kadim takılarıdır.

Hadi burada filozofların söylencelerine sonra dönmek kaydıyla bir ara verelim ve rakamlarla ülkemiz deki kadın gerçeğine dönelim. Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu tarafından yapılan cinsiyet eşitliği sıralamasında 144 ülke arasında 131’inci sırada yerini alıyor.

TÜİK 2017 Raporuna göre; Yüksekokul veya Fakültelerden mezun olan nüfusumuzun(kadın, erkek toplamda) %16.5’u olduğuna dikkat çekmek isterim. Kadınlarımızın %14’ü yani neredeyse sadece 10 kadından birinin yüksekokul ve fakülte mezunu olması büyük bir sorun. Yüksek lisans yapan kişi sayısının 400 binlerde, doktora yapanların sayısının 110 binlerde yani %1 de olduğunu düşünür ve kadınların bu rakamlar içinde ki payının daha az olduğunu hesap edersek durum daha da vahimleşiyor. Bu arada merak edeniniz olursa profesörlerimizin sadece%29’u kadın.111 Devlet Üniversitemizin sadece 3’nün Rektörü kadın ve hâlihazırda biri vekâleten yürütüyor.

24 Haziran 2018 seçimlerinde 600 milletvekilinden 96’ı kadın ve %16 ile temsil ediliyor. 81 İlin Valisinden sadece 3’ü kadın; Türkiye’de 957 erkek, 16 kadın kaymakam var.

30 Büyükşehir Belediyesi’nin sadece 3’nün başkanı kadın. Mersin de 800 muhtarın sadece 8’i kadın.

Anayasa mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yüksek Seçim Kurulu ve Askeri Yargıtay Başkanları içinde sadece 1 kadın var.

Kadınların sendikalaşma oranı %8.1. DİSK’in araştırmalarına göre çalışan kadınların %63.9’u çalışma hayatından memnun değil. Yaşadıkları en önemli sorunlar; düşük ücret, işsizlik, sigortasız çalışma. TÜİK tarafından açıklanan kadın istihdam oranı %28. İş dünyasında yönetici pozisyonda olan kadınların oranı %16.7.

2017 yılında; 409 kadın erkekler tarafından öldürüldü. 387 çocuk cinsel istismara uğradı. 332 kadın cinsel şiddete uğradı ve bunlar sadece görünenler.

Dünya’da 7.4 milyar insan yaşıyor ve yarısı kadın.

Yukarda ki rakamlar kadınların görünür olmaktan çok uzak olduklarını, önemli toplumsal karar alma mekanizmalarının içinde yer almadığını, yönetmekten ziyade yönetildiğini, sorunlarını kendileri çözmek yerine ona reva görüldüğü kadarı ile yetinildiği, dar kalıpların ve bağnaz eril zihniyetin dışına çıkamadığını, kendini geliştirmek, değişmek, dönüşmek yerine verilenle yetindiğini, yüzyıllardır kendine biçilen rol modelin dışına çıkmak için yeterince çaba sarf etmediğini görüyoruz.

Evet, farkındaysanız benim kızmam hemcinslerime eğer bizler bize uygun olmayan elbiseyi giymeye bu kadar alışık olmasaydık ve prangalarımız kırmak için gerekli azim ve mücadeleyi gösterseydik tablo çok daha farklı olabilirdi. Yeterince mücadele etmiyoruz oysa tarih kadının var olma mücadelesine kanla, direnişle, kavgayla tanıklık etmiştir. Hak verilmez alınır gerçekliğini unutmuş durumdayız sanırım bu rahatlık işimize de geliyor zira rahatını bozmak, elini taşın altına koymak zordur verilenle yetinmeyi seçmek işin kolaycılığıdır. Hadi gelin içimize dönelim ve kendimizle bir hesaplaşalım; önce bireysel gelişim çabalarımızdan başlayalım bahanelerin arkasına sığınmadan. Hayat boyu eğitimin gerekliliğinin ne kadarımız farkındayız, okul eğitimi ile yetinmeyip becerilerimizi geliştirip, yeteneklerimizi keşfetmek için neler yapıyoruz. Önce kendimizi donatmalıyız ki toplum da karşılığı olan faydalı işler yapabilelim. Kitleleri inandıracak, peşimizden sürükleyebilecek, liderlik üstlenebilecek, değişime öncülük edebilecek dinamik bir yapıya kavuşmak önceliğimiz olmalı. Tüm bu bireysel çabaları birbirimizi takdir ederek, destekleyerek güçlendirmeliyiz. Küçük hesaplar, kıskançlık ve hasetlik duyguları ile özgecilik yapmak mücadeleye sekte vurarak başarısızlığa neden olur. Ben değil biz ülküsünde birleşerek kadını güçlü ve görünür kılmanın çabasında olmadığımız sürece erkek egemen sistemin çarkları içinde ezilmeye mahkûmuz. Hak ettiğinizi düşündüğünüz her konum için mücadele edin gerekirse savaşın ama mutlaka toplumda karşılığını bulacak, inandırıcılığı yüksek somut sonuçları ortaya koyarak yola çıkın. Yolda yoldaşlık edecek sizi yüceltecek, değerinizi teslim edecek kadınlar olsun. Kadının desteği olmadan kadın mücadelesi veremezsiniz elbette erkekleri mücadelemize katmalıyız, desteklerini almalıyız hatta çocuklarımızı yetiştirirken toplumsal cinsiyet rollerinden uzak tutarak bir eğitim vermeliyiz ama öncelikle kadın, kadının önünde engel olmaktan vazgeçmeli.

Alman Filozof Schopenhaur ve Nietzche, Fransız devriminin fikir babası J.J Rouseau çağının büyük dehaları olmalarına rağmen kadını haksız, mesnetsiz ve abartılı derecede olumsuz eleştirmişler bu bir gerçek ancak haklı oldukları tarafları olduğunu görmezden gelip inkâr mı edeceğiz. Örneğin yaşadığı kentin sorunlarına kafa yoran, çözüm yolunda fikir üreten, mücadele yolunda eylemlilik içinde olan kaç kadın var? Sivil toplum örgütlerinin ne kadarının başında ya da içinde kadın var? Siyasi partiler içinde ki kadınlar örgütlerini yüceltmek adına verdikleri emek dışında sorumluluk gerektiren noktaların ne kadarına talipler tüm bu soruları çeşitlendirerek artırabiliriz. Tek bir noktaya odaklanmamız gerektiğini düşünüyorum kadını güçlendirmek ve olması gerektiği yere taşımak için kadın, erkek fark etmez topyekûn mücadele etmeliyiz. Kadını ötekileştirerek güçlü toplumu yaratamayacağımızı bilmeliyiz. Kadın üzerinden toplumu negatif dizayn etme çabasından vazgeçilmeli; kadının giyimi kuşamı üzerinden siyaset yapılamaz, kadının ne kadar çocuk sahibi olacağı, doğumunu nasıl yapacağı onun tercihidir. Kadın erkek ayrı bir toplumsal dizayn olmaz; kadınla erkek yan yana eşit koşullarda eğitim almalı ve toplumsal yaşamın her alanında yan yana olmalı. Kadın ötekileştirildiğini gördüğü mevzilerde direnç geliştirmeli asla özgürlüğünden vazgeçmemeli. Eşitlik ilkesini bulunduğunuz alanda başlatmanız dileğimle mücadeleye devam.

Dr. Ruhsar Uçar

 

 

 

Dr. Ruhsar UÇAR
Dr. Ruhsar UÇARruhsarucar@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
mersin web tasarım