SON DAKİKA

BAŞKAN ÖZDEMİR: “MERSİN NARENCİYENİN BAŞKENTİDİR”

DÜNYA, EKONOMİ, GENEL, GÜNDEM, YEREL HABERLER

ENFLASYONLA TOPYEKÜN MÜCADELE PROGRAMI’NA ELİT AJANS’TAN TAM DESTEK

DÜNYA, EKONOMİ, GENEL, GÜNDEM, SİYASET, YEREL HABERLER

MERSİN ÜNİVERSİTESİ’NDE BİR İLK!

GENEL, SAĞLIK, TEKNOLOJİ, YEREL HABERLER

SÜNDÜZ’ÜN KURŞUN KALEMİ 

Bu haber 05 Eylül 2018 - 12:36 'de eklendi ve 401 views kez görüntülendi.

          Olay Samsun’un Havza ilçesinin Çakır Alan köyünde geçiyor.Çakıralan Havza’ya yaklaşık 60 km uzaklıkta bir köy olup kış ayında bir çok kez yolları kardan dolayı kapanmaktadır.Sürekli kar altında olan köy ormanlık bir alandadır.Köyün insanları çok gariban olup geçim sıkıntısı çekmekte bir adet kahvehanesinde o tarihlerde sigara içildiği için dumanlar içinde oyun oynayan çok sayıda köylü tıkış tıkış oturmaktadır.
         Kız kardeşimin ebe-hemşire olarak atanması dolayısıyla o köyde bulundum. Babam yurt dışında olduğu için annem bir tane süt ineğini satarak ilk defa kardeşimle birlikte başka bir şehre gitti.Aslında köyü henüz varmadan o tarihte dolmuş işleten ağanın oğlu İpek’ten öğrenmiştim.Bende üniversiteyi bitirince kardeşimin yanına gittim.Dört beş ay orada kaldım.İnsanları yaşantılarını gördüm.
          Köyün en önemli özelliği erkek çocuk olunca üzülmeleriydi.Onlar için var yok kız çocuklarıdır.Büyüyünce satacağız diyorlar. Yani satmaktan murat başlık parası.Onun için köyde kız çocuğu çok olan çok zengin sayılırdı.Kız kardeşim her doğumda erkek olunca gözünüz aydın bir oğlun oldu dediğinde yüzlerinden düşen bin parça olduğuna bizzat bir çok kere şahit oldum.
         Hatta bir ara orada muhtarın torununa aşık bile olmultum.Kızın babası yurt dışında olduğu için dedesiyle kalıyordu.Bir öğretmen arkadaş muhtara durumu çıtlatmış.Muhtarda 10 bin TL getirsin alsın kızı demiş.Bende o paraya üç tane süt ineği alır sütünü içerim diye haber yolladım.
           Hatta şöyle demesini söyledim;ben okudum mühendis oldum gerekirse ya kızı bedava verir yada ben başlık parası isterim.Evet kıza aşık olmuştum ama bu para meselesi işin içine girince aşk maşk kalmamıştı.Yani parayla satın aldığın kızdan ne zevk alacaktın.Kısa sürede Zaten tayinim çıktı ve köyden ayrıldım.
           Köyün bir bekçisi vardı.Bu resmî bir bekçi olmayıp insanlardan toplanan para ile maaş alan geçici biriydi.Bekçi Hasan çok saf ve temiz bir adamdı.Karakol komutanı haftada en az bir iki kere bu bekçiyi dayaktan geçirirdi.Bekçi Hasan’ın görevi kızların kaçmasını engellemekti.Bu maaşı sanki onun için alıyordu.
          O tarihlerde köyde evlenme yerine kız kaçırma revaçtaydı.Eskişehirli Karakol komutanı çok uzun boylu,çevik ve korkunç bir adamdı.Kimin kızı kaçmışsa önce onun ana ve babasını falakaya yatırır,sonrada kaçıran oğlanın ana ve babasını.Her kız kaçırmada Bekçi Hasan dayaktan nasibini alırdı.Sonrada kaçan kız ve oğlan bu dayak faslına maruz kalırdı.
        Bir kaç sefer Karakol komutanı ve askerlerle birlikte bende gittim kaçanları aramaya.Ormanlık bir yer olduğu için traktör sırtında dağ bayır arar dururduk. Bazende komutan eliyle koymuş gibi yakalardı.Dayak Faslı traktörün römoğunda başlar karakolda biterdi.Bunları bile bile köyde kaçmadan evlenme yok gibiydi.
         Bekçi Hasan’ın üç tane kızı vardı.Biri ilk okul ikiye gidiyor,diğer ortamcası ise 3 yaşındaydı.Sonuncusunun ebesi kız kardeşimde;henüz 4 aylıktı.Bekçi Hasan’ın evinde tavana baktığımızda yıldızlar gözüküyordu.Evin bir çok odağında yağmur için leğenler vardı.Kışın her taraf su içindeydi.Çok perişan durumdaydı.
        Büyük kız Sündüz çok Çalışkan bir çocuktu.Daha ilk okulda öğretmeninin gözüne girmiş,arkadaşları arasında sivrilmişti.Çok kısa sürede okumayı dökmüş karnesine taktir yazdırmıştı.Bu bekçi Hasan’ı hem sevindiriyor,hemde üzüyordu.
           Eğer Sündüz okumaya devam ederse erken evlenme umudu ortadan kalkacak,Bekçi Hasan’ın alacağı başlık parası ileriye sarkacaktı.Ama bunun faydası da vardı.Tabi okuyan kızın başlık parası da artacak,daha fazla gelir sahibi olacaktı.Çünkü köyde okuyan kız sayısı yok gibiydi.İlk okul sondu.Erkeklerin kahvede oturduğu,kadınların çalıştığı bir yerde okumakta neymiş.
        Sündüz kıt imkanlarla ile okula gidip
geliyordu.Kışın karda ayağında naylon ayakkabıyla sürekli düşüyordu.Çok ta üşüyor ve titriyordu.Ama aldırış etmiyordu Sündüz.Ben okuyacağım mühendis olacağım diyordu sürekli.
       Sündüz’ün hiç tüm kurşun kalemi olmamıştı.Hep arkadaşlarının yarım kalemini kullanıyor,bir kaç yazmadan sonra bitiyordu.Bu Sündüz’ü çok üzüyor babasına belli etmemeye çalışıyordu.O kadar fakirdi ki babası kalem değil eve ekmek bile alamıyordu.
        Yine bir kış günü Sündüz okuldan eve dönerken naylon ayakkabısı kaydı ve yere düştü.Kitap ve defterleri savruldu.Hemen yerden kalkan Sündüz önce üstünü başını kardan temizledi,sonra kitap ve defterini yerden topladı.Tam o anda yerde bir kurşun kalem gördü.Gözleri bir anda parladı.Önce tereddüt etti kalemi almakta. Sonra aldı koşa koşa eve vardı.
         Kapıya hızlı hızlı vurdu.Kapıyı babası açtı.Sündüz sevinçle kalemi babasına gösterdi.Babası bu kalemi nereden aldın diye sordu.Sündüz”buldum karların içinde baba” dedi.Babası bu döle inanmadı.Sen bunu çaldın,bu haram diye kalemi sobanın içine attı.
         Kalem yandıkça Sündüz yandı,kalem yok oldu Sündüz eridi.İlk defa tüm bir kalemi oluyordu.Şu anda sobanın içinde Sündüz’le beraber kalem yanıyor,Sündüz yüreğinde bir ağırlık hissediyordu.Kalem yandı Sündüz söndü bir mum gibi eridi.
         Kapının önünde bir jip durdu.Bekçi Hasan hemen tüfeğini omzuna aldı jipin yanına indi.Kapıyı kravatlı biri açtı.İçinde siyah pardüsölü biri indi.Şoför arka bağajı açarak kocaman bir kutu çıkardı.Dışı jelatin ile süslenmiş bir paketi müdürle beraber eve taşıdı.
          Kapıyı Sündüz açtı.Bir pakete bakıyor,bir gelenlere bakıyordu.Tam o sıra soluk soluğa öğretmenini gördü kapının ağzında.Neler olduğunu minicik beyninde çözmeye çalıştı.Müdür”Sündüz senmisin” diye sordu.Sündüz sanki dili boğazına kaçmışçasına kekeleyerek”benim” diyebildi.
        Şöförün elindeki paketi Sündüz’e vermesini istedi müdür.Sündüz kocaman paketini minik bedenine yaslayarak aldı. Misafirler içeri geçti.Leğenlerin arasından kanepeye oturdular.Sündüz paketi bir hışımla açtı.İçinden kitaplar defterler ve kalemler çıktı.Silgi,kalemtraş,cetvel pergel de vardı.
         Süzdüz’ün gözleri doldu.Ağlamak istedi ama ağlayamadı.Gözlerindeki yaş içine akmıştı.Teşekkürmü edecekti,yoksa ellerinden mi öpecekti bilemedi.Sonra bir ara öğretmeninin işaretliyle ayağa kalkıp müdüre sarıldı.İşte o anda Sündüz’ün gözlerinden oluk oluk su aktı.Mutluluk mu, kader mi anlayamadı.
Cengiz COŞKUN
Cengiz COŞKUNcengiz@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
mersin web tasarım