AH O ESKİ BAYRAMLAR…!? « Manşet Mersin | Mersin Haber Sitesi

SON DAKİKA

AH O ESKİ BAYRAMLAR…!?

Bu haber 26 Mayıs 2020 - 21:20 'de eklendi ve 17 kez görüntülendi.

(Dostlarım hep eski bayramları soruyorlar bana. Ben de geçen bayramda yazdığım nostaljik bir yazıyla hem bu bayramı hem geleceği selamlayayım istedim.)

​Yarın bayram. Kent ağzına kadar dolu. Adım atacak yer yok. Sanki bayram değil bir felaketten kaçanların sığındıkları son kale Van şehri. Şehrin sakinleri gitmiş, bayram tatil diye; buraya gelenler ise kendi şehirlerinden kaçmış. Çoğu da İranlı. Ne gidenler gelenleri ne de gelenler gidenleri tanıyor. Onlar için bayram başka bir şey şimdi.

​Şimdiki bayramlara benzemeyen bayramlar…!

Sorarım size; insanların tatile çıkmayıp şehirde kaldıkları, (virüs kokusuyla hapsolmadıkları) akrabaları ve ahbaplarıyla bayramlaşmak için onları evlerine misafirliğe gidip sonra kendi evlerinde iade-i ziyaret bekledikleri, bayram tatlılarının yapıldığı, likör, badem şekeri ve çikolataların dantelli örtüler üzerinde beklediği, çocukların bayram sokağına giderek ata bindikleri, çatapat patlattıkları, kız kaçıranlarla oynadıkları, faytona bindikleri, komşu komşu gezip şeker ve para topladıkları, anneannelerinden illa mendil aldıkları, bayram gazetesinin çıktığı, ekmeğin çıkmadığı, gazetecilerin ve fırıncıların da bayramda çalışmadığı, herkeste bayram nedeniyle bir neşe ve uyum hissi olduğu, şimdiki bayramlara benzemeyen bayramlar var mı şimdi?

Deli bir heyecandı eskiden bayramlar

​Bayramlar çocukluk coşkusuyla parıldayan kandillerdi eskiden. Günlerin nurdan örülmüş virgülleri gibi. Zamanın içine yerleştirilmiş çiçek bahçeleriydi sanki eski bayramlar, uçsuz bucaksız bozkırların nadide kır çiçekleri gibi. Damarlara sığmayan kan, kabına sığmayan deli bir heyecandı eskiden bayramlar. Esvaplar da esvaptı hani o zaman. Çocuklar ayrı sabırsızlanırdı, esvaplar ayrı. Eski bayramlar, tam zamanında gelen yeryüzü uçurtmaları gibiydi. Rüzgârla sallanan çılgın bir salıncak. Bir yükselirdi bulutlara bir inerdi yeryüzüne, bir inerdi toprağın mis kokan kucağına bir yükselirdi türlü şekiller çizen bulutlara, bir tahterevalli gibi…

​Güzel ile çirkinin çekişmesi.

Şekerin imparatorluğu bağımsızlık alırdı büyüklerin mahkemelerinden… Ne yana dönsen zil çaldıran bir tatlı tabağı; ne yana dönsen kızarıp bozaran meyvalar tatlı tatlı. Eski bayramlar lezzetin görücüye çıkma akşamlarıydı. El öpenleri çok olurdu büyüklerin. Kafaları okşayan şefkat, torbaları da doldururdu; şekerin, mendilin, çorabın kıpırdayan renkleriyle. Eski bayramlar, büyüklerin ellerine inen sevgileri, küçüklerin gözlerine sinen bereketiydi vesselam. Ah o zaman… Biz gene de geziyoruz eşi dostu eskiyi bir nebze mutlanarak. Burada asıl önemli olan eski ya da yeni değil, güzel ile çirkinin çekişmesi.

​Anılarım nerede?

​Ve işte geldik gidiyoruz dercesine, bugün kentten, yarın dünyadan… Ut, doğduğum köy, Beygiri büyüdüğüm kasaba ve Van unutulmaz anılarımın mekânı. Geldiğin gibi döneceksin sanma diyor Halikarnas Balıkçısı. Çünkü senden evvelkiler de öyle dediler, ama akıllarının bir parçasını burada bırakıp gittiler. Aklımı yokluyorum bir parçası yok yerinde. Hata birkaç parçası. Kimi Ut’de Korsvel Dağında bir atın sırtında, kimi Bergiri’de Koruk Deresinde top koşturmada, kimi de Van Akköprüde bir mezarın başucuna oturmuş öylece…

​Bekle beni gene geleceğim…

Van hava alanındayız şimdi. Biz Mersin’e Seraf İstanbul’a dönecek biraz sonra. Kucaklaşıyoruz (kucaklaşmak yasak değil o zaman) bir dahaki özleme borçlanarak. Gene Sipan ilişiyor gözüme, Sipané Xelaté.

Sipan’ı görünce de illaki Xecé ile Siyabend geliyor aklımın tahtına. Ve onlara romanlarında can veren Mehmed Uzun dostum. Van hava alanında Xece ve Siyabend’e, Mehmet Uzun’un anısına bir el sallıyorum. Bilenler bilir bunu. Ona sözüm var benim, bunu mutlaka yazacağım diye. Ve Tamara’nın kıyıda bıkmadan usanmadan bir gün gölden çıkıp gelir diye beklediği Memo’su hâlâ derinlerde. Bekle beni gene geleceğim; Karlar tozarken, yağmurlar yağarken bekle… Kimsenin beklemediği zaman bile bekle beni, geleceğim sana.

Doğudan Batıya, Geçmişten geleceğe

Ve işte uçağa binme saati. Şimdi size bu anlattıklarımı bir de asumanlardan salamlıyayım bari… Tayyarenin tekerleri yerden güçlükle koparken ben de bu kadim topraklardan güçlükle ayrılıyorum şimdi… ve şimdi güneşin doğduğu yerden battığı yere doğru gidiyorum. O arada en son sabah meşhur Van kahvaltısında yaşadıklarım geliyor aklıma. Geçmişi unutup geleceğe yelken açmak istiyorum şimdi.

​Belki de gökte olmanın etkisiyle.

Ahmet Özer
Ahmet Özerahmetozer@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
mersin web tasarım