AMACI OLMAK İNSANIN..! « Manşet Mersin | Mersin Haber Sitesi

SON DAKİKA
Mersin Büyükşehir Belediyesi

AMACI OLMAK İNSANIN..!

Bu haber 06 Kasım 2020 - 12:54 'de eklendi ve 26 kez görüntülendi.

İnsan varlık alemi içinde amaç güden yegâne bir varlıktır. Bu hem iyi hem de iyi olmayan bir arzudur. İyidir, çünkü umuttur, umut ise insanı yaşama bağlar. Kötü olan tarafı ise gerçekleşmediğinde insanı üzecek olması, mutsuz etmesidir. Bu amaçlar, emeller ve idealler bazen büyük bazen de küçük olabilir. Kişiden kişiye, yaşantıdan yaşantıya değişir bu durum. Çünkü herkes dünyayı kendi bilinci kadar algılar. O yüzden böyle olması normaldir.

Ama gene de insanın emelleri, amaçları ve ideallerinin çapı, gerçekleşme derecesi önemlidir. İdealler çok küçük olurlarsa geliştirmez insanı, gereğinden fazla büyük olursa da ulaşılmaz olur, o zaman da hayal kırıklığı yaratır. Hulasa idealler ulaşılabilir olmalıdır.

Gerçekleşmeyecek kadar büyük ve uzak olmamalı ama öyle küçücük, hemen, kolayca gerçekleşecek kadar yakın da olmamalıdır. Uzak ve ulaşılmayacak kadar büyük olanlar olmayacak duaya amin demek olur. Küçük olanlar da içindeki aslanı kükretmez.

Her kesin içinde bir aslan yatar sözü bunu ifade eder. Aslanı beslemezsen (makul hedefler koymazsan önüne) ölür, aç bıraktıktan sonra önüne gereğinden fazla bir et sallandırırsan (ulaşılmazın peşinde koşarsan) kendini de seni de mahvedebilir. Öyledir diye hayallerinin peşinde gitmeme gibi bir gaflete düşmemeli insan ve içindeki aslanı öldürmemeli hiçbir zaman. Her daim, imkânsız gibi görünse bile, gerçekleşebilir olanın peşinden git.

İşte denge denilen şey burada devreye giriyor. Çünkü denge sadece insanı dengede tutmakla kalmaz, insanla doğa ilişkisini, insanla insan ilişkisini ve insanla emellerini de dengede tutar.

Dengede Olmanın Önemi..!

Bu işlere kafa yormuş ünlü filozof Aristoteles erdem mesotestir, diyor. Mesotes ise dengedir. Ona göre dengeli insan erdemli insandır. Bu sözler kulağa hoş gelse de sanki biraz yaratıyı çerçeveye alan, insanın içinde yanan ateşe su döker gibi bir hali vardır. Lakin denge nereye kadar ne kadar ne zamana kadar?
Doğrusu bazen dengeyi aşmak, normalin dışına çıkmak gerekebilir diye düşünüyorum. Çünkü biliyoruz ki herkes yaşar ama tarihi yaratan aşırılıklardır. Bu da devrimi, değişimi akla getiriyor. Bu noktada değişimin ise hızı, yönü ve niteliği önemlidir. Ne kadar hızlı olacak, yönü nereye doğru olacak ve niteliği ne/nasıl olacak? Dengeyi zorlamak, değişimin hızı, yönü ve niteliği için gerekli olabilir.

Bütün bu söylediklerimiz gelip sonunda iki kavrama dayanıyor: Geçmiş ve gelecek. Biz ise bunun tam ortasında, şimdide yaşarız. Zaman mefhumu bizim yarattığımız bu üçgende gelişir. İnsanoğlu geçmiş bilinci ve gelecek şuuru taşıyan bir varlıktır. Bunu da şimdi denilen yerden üretir. Şimdi bilinci olmazsa ne tarih ne de gelecek olurdu. Hayvanlarda olmayan da budur. İnsan ise tamamen bundan ibarettir, geçmişin anıları, geleceğin bulanık belirsizliğinin içinde parlayan ışık.

İnsanın tarih bilinci var ama aynı zamanda gelecek ile ilgili umudu var, hayalleri var. Geçmişi hatırlar geleceği hayal eder. Gelecek hayallerin gerçekleşmesi için geçmişten kuvvet alır, alması gerekir. Geçmiş bilinmeden doğru bir gelecek yaratılmaz. Geçmiş köktür; ağaç bile göğe kökünden yükselir. Birinci demem budur.

Ahmet Özer
Ahmet Özerahmetozer@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
mersin web tasarım
https://www.mansetmersin.com/wp-content/uploads/2021/04/250x300-scaled.jpg