BABALAR GÜNÜ’NE DENİZDEN BİR BAKIŞ « Manşet Mersin | Mersin Haber Sitesi

SON DAKİKA

BABALAR GÜNÜ’NE DENİZDEN BİR BAKIŞ

Bu haber 20 Haziran 2020 - 16:11 'de eklendi ve 227 kez görüntülendi.

Babalar günü, 1907 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde meydana gelen bir kömür madeni kazasında çoğunluğu baba olan 360 kişi hayatını kaybetmiştir. Toplumda büyük üzüntü yaratan bu olay babalar gününün kutlanılması için ilk adım olmuştur. Daha sonra, anneleri olmayan ve 6 kardeşiyle beraber kendisini büyüten babasının anısını isteyen Sonara Smart Dodd’un girişimleri sonucu 1900’lü yılların başından itibaren kutlanılmaktadır. Tüm dünyada standart olarak kutlanılması ise Richard Nixon’ın girişimiyle 1972 yılına rastlar.

Baba figürü fiziksel olarak farklılık gösterse de, ortaklaşa kabul edilen kavramlar fedakarlık, şefkat, güven ve güç olarak karşımıza çıkar. Bu özelliklere sahip olanlara hem gönül dolusu, hem ağız dolusu baba deriz. Bir süre önce başımdan geçen bir olay bu kavramların hepsini barındırıyordu. O olay üzerinden babaların ve babalar gününü anlatmak isterim.

2016 senesinde, kendimi bildiğimden beri hayalini kurduğum bir yelkenli tekneye sahip olmuştum. Hayattaki en büyük zenginlik buydu benim için. Daha ne olabilirdi ki? Emeklilik hayallerimi henüz 30’lu yaşların ortasında gerçekleştirebilecek kadar şanslı olmak muhteşem bir duygu diye düşünüyordum. Pek çok hedefimi ertelemiş, pek çok şeyden de vazgeçmiştim bu tekneye sahip olabilmek için. Arabamı satmıştım, çok sevdiğim motosikletimi satmıştım, iki senedir sigara kullanmıyordum, bütün lüks harcamalarımı kısıtlamıştım, biraz borçlanmış ve bir de bankadan yüklü miktarda kredi çekmiştim. Hayattaki bütün birikimimi, hem maddi hem de manevi anlamda bu yelkenliye yüklemiştim. Büyük risk. Tekneyi Bodrum Yalıkavak’dan aldım. 4 gün sürecek bir deniz yolculuğuyla Mersin’e getirecektim ama şöyle bir sorun vardı; daha önce hiç yelkenli tekne sahibi olmadığım gibi bu konuda yeteri kadar tecrübeli de değildim.

Zaman kaybetmeden kısıtlı bütçeyle tekneyi yolculuğa hazırlamaya başladım, halatlar, sintine, ırgat, zincir, ufak tefek tamirat derken tekne oldukça güzel ve güvenli bir hale gelmişti artık. Yalnızca ana yelkeni henüz hiç açmamıştım çünkü marinada tekneniz bağlıyken yelkeni açmak pek iyi fikir değildir. özellikle de böylesine kalabalık marinalarda ciddi sorunlara yol açabiliyor.

1 Haftalık bir çalışmanın ardından sıra; tekneyi açık denizde denemeye gelmişti. Yanıma tecrübeli bir denizciyi alıp tekneyi test etmeliydim. Peki ben ne yaptım sizce? Tecrübeli bir denizci olmayan babamı tekneye davet edip, deneme seyri için babamla birlikte denize açıldım. Telsiz, motor, sintine, buzdolabı, göstergeler vs. her şey yolunda. Sıra yelkenleri denemeye geldi, önce ön tarafta bulunan Cenova yelkeni, ardından da ana yelkeni kolaylıkla açtık. Teknemiz bordasını dalgalara yasladı, artık Egenin lacivert sularında gün batımına doğru yol alıyorduk. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamamışız. Güneş, adaların arkasından kaybolmak üzereyken daha da geç olmadan marinaya dönmeye karar verdik. Egenin suları Akdeniz’e benzemez uçsuz bucaksız bir deniz yoktur burada. İrili ufaklı adalar, burunlar ve topuk denilen deniz yüzeyine yakın kayalıklarla doludur. Gece seyirleri ise çok daha tehlikelidir.

Sorunsuz şekilde ön tarafta bulunan yelkeni kapattıktan sonra sıra ana yelkene gelmişti ama farklı bir sarma-toplama sistemi (furling) olan ana yelken bir türlü kapanmıyordu. Belli ki yelken bezi sıkışmış ve hassas mekanizmanın dönmesine izin vermiyordu. Aksiklik bu ya! Motor da çalışmadı. Bu şekilde marinaya girebilmemiz imkansız! İşte şimdi tamamen açık ve kontrolsüz olan ana yelkenimizle kayalara doğru sürükleniyorduk. Bu şekilde tekneyi yönlendirmek oldukça zordur. Teknenin kayalara doğru sürüklenip parçalanması, yelkenin yırtılması, direğin kırılması pek çok kötü senaryonun en iyimser olanları diyebiliriz.

Her ne kadar 60’lı yaşların ortasındaki babama durumu hissettirmemeye çalışıyor olsam da, bende ciddi bir panik hali başlamıştı bile. Yıllardır hayalini kurduğum teknemin başına kötü bir şey gelmesini istemiyordum.

Bir yandan sakin görünmeye çalışıp, bir yandan da bütün gücümü kullanıp, iskota halatına asılıyordum. Bütün ağırlığımı vermeme rağmen mekanizma çalışmıyor, gücüm yetmiyordu. Son çare olarak mutfaktan bıçağı aldım. Ana yelkeni bıçakla kesip parçalamayı düşündüm. Her ne kadar hatırı sayılır bir fiyatı olan yelkenimizi kaybetsek de hem canımızı hem de teknemizi kurtaracaktım.

Hava kararmaya başlayıp dalgalar da artınca panik halim; gözle görülür bir hal almıştı. Çaresizce babamın bu duruma bir çözüm bulmasını, yelkeni kapatmasını diliyordum. Babam benim denizcilik tecrübeme güvenirken ben O’nun varlığına güveniyordum. Kendisi bir denizci olmasa da; bunun bir yolunu bulmalıydı.

 

Tedbirsiz davrandığım için biraz sitem ederek yanıma geldi ve geri çekilmemi söyledi. Bir, iki, üçüncü deneme derken son gücüyle iskotayı çekmeye başladıve bir anda ana yelkenin mekanizması kendisini tutan paslardan sıyrılıp dönmeye başladı, her çekişinde biraz daha kapanıyordu. Nihayet! Öylece izliyordum. Babam ilk yelken seyrinde tecrübeli denizcilere taş çıkartacak bir beceri sergilemişti. Halbuki 1 saatten fazla bir süredir yapmaya çalıştığım şey buydu benim ve yelkeni kesip parçalamaktan başka bir çare olmadığını düşünüyordum.

O gün babam yanımda olmasaydı o gemiyi ben limana getirebilir miydim bilmiyorum ama asıl önemli nokta benim için şudur; 30 lu yaşlarımın ortalarında gelmişken, içinden çıkamadığım bir zorluk karşısında babamdan yardım isteyebilmek… bu isteğin karşılığını alabilmek… kendini güvende hissetmek… işte dedim, hayattaki en büyük zenginlik bu… Ne tekne sahibi olmak ne de başka bir şey…

Kısa bir deniz macerası üzerinden anlatmak istedim babalar gününü ve babalık kavramını. Anlattığım olay bir teknede geçiyor ama tekne yerine ne koyarsanız koyun sonuç ve hissedilen duygu değişmiyor. Sadece biyolojik bir ilişki değildir babalık, bir canı güvende hissettiren, huzurlu hissettiren herkesin günüdür babalar günü… Herkes en az bir defa bir babanın kanatları altında hissetmiştir bu duyguyu. O baba, kimi zaman biyolojik bir baba olmuştur, kimi zaman anne baba rolünü üstlenmiştir, bazen kardeş, bazen arkadaş, bazen komutan, bazen öğretmen hatta bazen bir fotoğraf, bir yazı… Bu güveni hissettiren tüm babaların babalar günü kutlu olsun.

Yakın zaman önce kaybettiğimiz bir baba olan “Tolga DEMİR” anısına.

 

Av. Alper Şahinoğlu
Alper Şahinoğlualpersahinoglu@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
mersin web tasarım