BİR FUKARA CENAZESİ: MEHMET AKİF ERSOY’UN VEFATI « Manşet Mersin | Mersin Haber Sitesi

SON DAKİKA

BİR FUKARA CENAZESİ: MEHMET AKİF ERSOY’UN VEFATI

Bu haber 12 Mart 2021 - 23:15 'de eklendi ve 290 kez görüntülendi.

Mehmet Akif Ersoy, 10 yıl kaldığı Mısır’dan 16 Haziran 1936 tarihinde Türkiye’ye döndüğünde Mısır apartmanında bir daireye yerleşti. Vefat ettiği 27 Aralık 1936 yılına kadar burada yaşadı.

Âkif’in ölümü basında ancak birkaç satırla ve sıradan bir habermiş gibi yer aldı. Bu yüzden ölümü ilk etapta “bir garibin ölümü” cenazesi de tam bir “fukara cenazesi”dir. Nitekim cenazenin Beyazıt Camii’nden kalkacağı haberi üzerine oraya giden Mithat Cemal, bu olayı şöyle anlatır: “Cenaze Beyazıt’tan kalkacak. Oraya gittim. Kimseler yok, bir cenazenin geleceği belli değil. Çok sonra birkaç kişi göründü. Biraz sonra çıplak bir tabut geldi. ‘Bir fukara cenazesi olmalı!’ dedim. O anda Emin Efendi lokantasının sahibi Mahir Usta, elinde bir bayrakla cenazeye koştu. Sebebini anlamadım. Yine o anda yüzlerce genç peyda oldu. Üniversitenin büyük sancağına çıplak tabutunu çıplak tabuta sardılar. Ellerimi yüzüme kapadım. Cenazeyi tanımıştım.”

Mithat Cemal’in “Bir fukara cenazesi olmalı.” ifadesini doğrulayan bir hatıra da o zamanlar bir tıp talebesi olan Dr. Mecit Bumin’e aittir. Yazar, bu olayı şöyle anlatıyor: “…Bir pazar günüydü. Arkadaşım Mithat Müdüroğlu ile birlikte Beyazıt Kütüphanesi’ne gidiyorduk. Vakit erkendi. Kütüphanenin açılma saatini, tam karşısında bulunan “küllük” denilen kahvelerin birinde oturarak bekliyorduk. Sulu kar yağıyordu. Tam bu sırada caddeden tek atlı bir araba geçiyordu. Arabacının yanında fesli bir genç oturuyordu. Yükü örtüsüz bir tabut olan bu araba, cami kapısına yöneldi. Tam bu sırada ikimiz birden kalkıp önlerine koştuk. Fesli gence sorduk: ‘Bu tabut kime ait?’ Delikanlı bize şöyle bir baktı ve ‘Bu tabut Mehmet Âkif Bey’e aittir. Ben de kâtib-i hususuyum.’ dedi.”

Mithat Cemal, Âkif’in cenazesiyle ilgili olayı anlatırken, “Yine o anda o kalabalık birdenbire nasıl ortaya çıkmıştır?” demekten kendini alamaz. Bu sorunun cevabını da yine Dr. Mecit Bumin’in hatırasında bulacağız. “Hemen tabutu arabadan aldık ve hürmetle musalla taşının üzerine usul-i vechile yerleştirdik. Arkadaşımla görebildiğimiz birtakım eksiklikleri tamamlamak vazifesini üstlendik. Kâtipten merhumun kartvizit büyüklüğünde iki fotoğrafını istedik. Birini tabutun başına dayadık, birini de yanımıza alarak heyecan ve telaşla kâtibin adını bile sormadan, Fatiha’mızı okuyup Kapalıçarşı’ya daldık. Bir büyük bayrak ve raptiye alarak döndük. Bayrağı büyük naaşın üzerine örttük. Kâtipten tekrar izin alarak Cağaloğlu yolunu tuttuk. Gözümüze takılan ilk matbaaya girdik. Matbaacıya durumu anlattık. Fotoğraftan parası karşılığında vesikalıktan biraz büyük boyda bol miktarda tab ettirdik. Bir miktar toplu iğne ve siyah kurdele de almak istedik. Matbaacı, “Bunlar da benden olsun.” diyerek parasını almadı. Siyah kurdeleyi münasip büyüklükte parçalara böldük. Toplu iğnelerle tab ettiğimiz fotoğraflara kurdeleleri iğneledik.

Oradan doğruca talebe yurtlarına koştuk. Kısa bir zaman parçası içerisinde tıp talebe yurdunu dolaştık. Rastladığımız herkese büyük şairimizin cenazesinin Beyazıt Camii’nde olduğunu, öğlen namazından sonra kaldırılacağını haber veriyorduk. Bu arada Kadırga Yurduna da indik. Yollarda rastladığımız kimselere sadece haber vermekle kalmıyor, yakalarına merhumun fotoğrafını da iliştiriyor, naaşının Edirnekapı’da toprağa verileceğini söylüyorduk.

Öğle namazına yakındı. Beyazıt Camiine geldik. Cenazenin yanında resmî kıyafetleriyle Darüşşafaka İlkokulu birinci sınıf talebelerini öğretmenle birlikte gördük. Daha sonra cemaat çoğaldı. Namazdan sonra tabut omuzlara alınarak Beyazıt Meydanı’na çıkıldı. Cenaze alayı ilerledikçe kalabalık artıyordu. Edebiyat Fakültesi önünde beş dakika duruldu. Saygı duruşunda bulunuldu. Artık cenaze alayı büyümüştü. Tabut, gençlerimizin ve halkımızın omuzlarında bayrağımıza sarılı vaziyette ilerliyordu.”

Mithat Cemal’i şaşırtan kalabalık işte böyle toplanmıştı. Nitekim kendisi de “bu kalabalık”ı şöyle anlatacaktır: “Al sancakla siyah Kâbe örtüsüne sarılan tabut, üniversite gençlerinin bir ürperme manzarası alan elleri üstünde gidiyordu. Cenazenin arkasında yekpare bir karaltı yürüyordu; bunda bir damla ‘teşkilat’ yoktu; bunlar bir işaretin, bir teşekkülün topladığı insanlar değildi. Kendi kendilerine gelenlerin saflarıydı. Sırf cenazeye gelmiştiler ve bu, şahidi olmayan gözle dostluktu.” Sonradan basında genişçe yer almasına rağmen, resmî kişi ve kuruluşların ilgisiz kalmaları neticesinde tam bir “fukara cenazesi” görünümündeyken, birdenbire binlerce insanın katılımıyla halka ve gençliğe mâl olan cenaze, daha sonra Beyazıt Camii avlusundan alınarak Edirnapısı’na kadar ellerde taşındı. Kefenin üzerine bayrak sarılan naaş, Kur’ân ve İstiklâl Marşı ile defnolundu.”

Mustafa Erim
Mustafa Erimmustafaerim@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
mersin web tasarım