“KORONA SONRASI DÜNYA, KORONA ÖNCESİ DÜNYA GİBİ OLMAYACAK” « Manşet Mersin | Mersin Haber Sitesi

SON DAKİKA

“KORONA SONRASI DÜNYA, KORONA ÖNCESİ DÜNYA GİBİ OLMAYACAK”

Bu haber 22 Mayıs 2020 - 15:01 'de eklendi ve 75 kez görüntülendi.

Sosyolog ve Siyaset Bilimcisi Prof. Dr. Ahmet Özer, mansetmersin.com sitesine verdiği röportajda koronavirüs hakkında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

ÖZEL RÖPORTAJ / İMREN SARI

2019 yılının son günlerinde Çin Wuhan kentinde ortaya çıkan koronavirüs tüm dünya ve Türkiye’yi etkisi altına aldı. Salgının büyümesiyle beraber bilim adamları, siyasiler, doktorlar bu süreci değerlendirerek tarihe damga vuran bu anları not aldı.

Avrupa’yı etkisi altına alan salgın,  virüsün ilk çıktığı Çin Wuhan kentinde koronavirüse karşı başarılı oldu ve yavaş yavaş normal hayata dönmeye başladı.

Türkiye’de ise Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve ekibinin özverili çalışmaları neticesinde covid-19 salgınının azalmasıyla birlikte güzel haberler almaya başladık.

Yani kısacası Türkiye’de de normal hayata yavaş yavaş dönülmeye başlandı…

Bu konu üzerine çokca makaleler yazan, sosyal medya hesaplarından Türkiye halkına çağrı da bulunan, hem vatandaşı hem de bu zorlu süreci yönetenleri yorumlayan Prof. Dr. Ahmet Özer’e mansetmersin.com sitesi olarak koranavirüsün ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel açıdan bizlere ne gibi etkileri olacağını merak ederek covid-19 salgını üzerine sorular sorduk.

  • Koronavirüs salgını üzerine yapacağımız röportaj öncesi bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Sizi kısaca tanıyalım?

Hacettepe Üniversitesi, Yüzüncü Yıl üniversitesi ve Çukurova Üniversitesinde olmak üzere üç üniversitede iki lisans bir ön lisans bitirdim. Hacettepe’de sosyoloji, ODTÜ bilim ve siyaset felsefesi alanlarında olmak üzere iki master yaptım. Hacettepe’de “GAP’ın Sosyo Ekonomik Boyutları” konusunda doktora yaptım, doktora sonrası Uluslararası Konuklar programı çerçevesinde ABD’ye gittim, 8 eyalette yerel yönetimler, başkanlık sitemi, demokrasi üzerine araştırma yaptım. GAP Belediyeler Birliği kurucu Genel Sekreterliği, Yönetim Kurulu Üyeliği ve bir dönem de başkan vekilliği görevlerini yürüttüm.

Mersin Üniversitesinde “Osmanlıdan Cumhuriyete Toplumsal Kurum ve Düşüncelerde Süreklilik ve Değişme” tezi ile doçentliği kazandım ve 2009 yılında SDÜ’de ABD’de yaptığım araştırma sonucu yazdığım “11 Eylül, ABD Türkiye ve Küreselleşme” taktim tezi ile profesör oldum. Almanya, İtalya, Fransa, Portekiz, Filistin, İsrail ve Kazakistan’da çalışma ve araştırmalar yaptım, bu araştırmalar sonucu kitaplar yazdım. 4’ü roman, biri film senaryosu olmak üzere 35 kitabım bulunuyor.

Kitaplarımdan biri Türkiye’de verilen Altın Kalem Ödülü kazandı. Ayrıca biri Yılın Bilim İnsanı, biri çevre konusunda olmak üzere dört ödüle sahibim.

Üniversite yaşamımda rektör yardımcılığı, dekanlık, bölüm başkanlığı, merkez müdürlüğü, senato üyeliği gibi görevlerde bulundum. Halen Toros Üniversitesinde Mütevelli Heyeti Başkan danışmanlığı ve Şehir ve Bölge Planlama Bölüm başkanlığı görevlerini yürütüyorum.

  • Coronavirüs tüm dünya ve Türkiye de görüldü. Sizce bu bir kimyasal virüs mü?

Henüz buna dair bir kanıt olmamakla birlikte bunun biyolojik bir silah olduğu yolunda kanıtlanmamış iddialar da yok değil. ABD’de de başka virüslerle güçlendirilmiş Corona çalışmaları yapılırken, Obama Hükümetinin bu çalışmayı durdurması sonucu 3,7 milyon dolar karşılığında, çalışmanın Çine götürüldüğü yolunda ABD’li bilim insanlarının açıklaması oldu. Virüsün Vuhan’daki Viroloji Merkezine 200 m uzaklıktaki bir pazarda ortaya çıkması bu iddiaları yabana atmamamızı gerektiriyor.

Genel kanı ise hayvandan insana geçtiği yolunda. Ancak hem kaynağı ve menşei hem de yapısı ile ilgili ancak bu fırtına dindikten sonra daha net bilgilere sahip olabiliriz. Fakat şunu da eklemek lazım; çağımızda artık en büyük tehdidin biyolojik silahlardan geleceğini unutmamak gerekir.

  • Koronavirüsün ekonomik ve manevi açıdan etkisi sizce nasıl olacak?

Dünya tarihinde çok salgın oldu, ama hiçbiri bunun kadar yaygın, hızlı ve öldürücü olmadı. Bu virüs nerdeyse gezegenin yarısını durdurdu, insanları eve hapsetti, kentleri bir anda ıssız hale getirdi, kutsal mekanları bile bomboş bıraktı. Virüsün birçok etkisi olduğu gibi ekonomik ve psikolojik etkileri de derinden görüldü, görülmeye devam ediyor.

Koronanın en büyük sonucu ortaya çıkardığı yeni işsizlik dalgası ve yoksulluğun daha da artmasıdır. Onun dışında ekonominin büyük darbe yemesi sonucu sermayenin el değiştireceğini, iflasların ve intiharların görülebileceğini, bundan sonra mahkemelerin bu konulardaki iş yüklerinin katlanacağını görüp ona göre şimdiden tedbir almak lazım. Sosyal devletin burada yüzünü göstermesi lazım.

Bir diğer noktada şudur; insanlar ilk kez böyle bir şeyle karşılaştıkları için ürktüler, korktular, panik oldular ve giderek psikolojileri sarsıldı. Ayrıca günlerce evde kalmanın getirdiği psiko patolojik sorunlar belirdi, daha da belirecek. Özellikle yaşlılar konusu önemli. Günlerce yazıp çizdik nihayet onlara da hafta da bir de olsa dışarı çıkma izni çıktı.

Bu virüsün yaşlıları vurması çok yaşama ile gelişmeyi eş tutan modernizm ve ilerleme teorisini de vurdu. Modern ilerlemeci teori az çalış, çok yaşa diyordu. Bu virüs uzun yaşama fikrine büyük darbe vurdu. Özelikle yaşlı nüfusun olduğu İtalya, Fransa, İspanya, İngiltere gibi gelişmiş batı ülkelerinde yaşanan dilemmada yaşlılara uygulanan bir çeşit ötanazi bu çağın en büyük trajedisiydi diyebilirim.

  • Pandemi süreci içinde toplum bilim kurullarına çağrınız oldunuz? Yanıt alabildiniz?

Maalesef Toplum Bilimleri Kurulunun, kuruluşunun ilan edilmesinden bugüne üstünden aylar geçti ama çalışmalarına dair tek bir kelime duymadık. Acaba hala var mı yoksa lav mı edildi onu da bilmiyoruz. Oysa bu Kurulun gerekli olduğuna inanıyoruz. Çünkü karşı karşıya bulunduğumuz felaket sadece tıbbı bir mesele değil, sorunun sosyolojik, psikolojik, felsefi, ekonomik ve sosyal boyutları var.

Bunlara dair çözümleri de ancak içinde sosyologların, psikologların, antropologların, felsefecilerin, iletişim uzmanlarının, ekonomistlerin, hukukçuların bulunduğu bir kurul üretebilir. Demin söylediğimiz sosyo psikolojik sorunları bu kurulun önerileri doğrultusunda önleyebiliriz. Bu konuda çağrılarımız oldu, kentteki STK’lardan büyük destek gördü ama hükümet ve Sağlık Bakanlığı hala bu konuda bir açıklama yapmış değil, bunu kendilerinden bekliyoruz.

Ayrıca bu kurulların kentlerde muadillerinin kurulması için yerel yöneticilerin çaba sarf etmesini önerdik. Çünkü, bir sorun bir yerde yaşanıyorsa ancak orada yaşayanlarca çözüme kavuşturulabilir. Maalesef herkes bir şey yapmadan yapıyormuş gibi göstermenin peşinde olunca asıl sorunlar yerinde kalmaya devam ediyor.

  • Salgın üzerine yeni bir kitap çıkarmayı düşünüyorsunuz? Bize biraz bahseder misiniz?

Salgın başladığından beri bir aydın sorumluluğu ile hemen her gün sürecin sosyo ekonomik- toplumsal boyutları ve korona sonrası nasıl bir dünyanın bizi beklediği konusunda yazılar yazdım, uyarı ve aydınlatma görevimi yerine getirmeye çalıştım. Bu epey bir külliyat oluşturdu, bunların kaybolup gitmelerine gönlüm razı olamadı, oturdum yeniden derledim, düzelttim. Bir de baktım ki 200 sayfa civarında bir kitap olmuş.

Yayıncımla konuştum o da bu fikre sıcak bakınca kitap çalışmasını başlattık. “KORONA GÜN(LÜK)LERİ VE SONRASINDA DÜNYA” kitabı fikri böyle ortaya çıktı ve uygulamaya geçirildi. Tahmin ediyorum yakında kitap çıkar. Böylece hem gelecek kuşaklara bugünlerde neler yaşadığımızı aktarmak hem araştırma yapacaklara ışık tutmak hem de bu konuda bir bilinç oluşturmak amacını güden bu çalışmanın yararlı olacağını umuyorum. Çünkü hafıza-i beşer nisyan ile maluldür, söz uçar yazı kalır ve yazmak ölümün elinden bir şey kurtarmaktır. Biz de bir şeyler kurtarabildiysek ne mutlu bize.

  • Türkiye’de ki koronavirüs salgının hükümet tarafından yönetilmesi hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Bir kere sağlık çalışanlarının bu süreçteki fedakarlıklarını kadirşinaslıkla anmak ve kutlamak lazım. Sağlık bakanı da olabildiğince elinden geldiğini yapmaya çalıştığı her halinden belli idi, dolayısıyla taktir etmek lazım. Ama aynı şeyi topyekûn hükümet için söylemek mümkün değil.

Hükümetin bu konuda çizdiği imaja baktığımızda salgından ziyade algıları yönetmeye çalıştı. Bu salgından bir başarı hikayesi üretip iktidarını daim etmenin peşinde koştu. Bir yandan birik ve beraberlikten bahsederken öte yandan böyle bir zamanda bile sürekli muhalefeti hedefe koydu, CHP’li belediyelerin bazı çalışmalarını engelledi, kayyum atamalarına devam etti. Bu doğru değil.

Dünya Sağlık örgütü Türkiye’nin verilerini sorguladı, hala da sorguluyor. Türkiye o kadar da iyi durumda olmadığı halde sürekli İtalya, İspanya gibi ülkeleri üzerinden başarılıyız demenin peşinden koştu. Kendi yoksullarını açlarını doyuramazken, bir maskeyi bile doğru dürüst dağıtamazken Amerika’ya Kargo uçaklarıyla yardım göndermesi de tam bir ironi bana göre.

  • Türk halkının pandemi süresinde sizce yaptığı yanlışlar var mıdır? Ya da önerileriniz nelerdir?

En büyük yanlış tehlike geçmediği halde her şey birmiş gibi davranmaları. Toplu dolaşma, maske takmama tekrar başlamış gözüküyor. Oysa işi ciddi tutmazsak bu musibet tekrar hortlayabilir, ikinci üçüncü dalgayla karşılaşabiliriz. O zaman bütün çabalar bir anda berhava olur, tekrar başa döneriz ne yazık ki. Çünkü bu virüsün yayılma, bulaşma hızı ve tahrip gücü çok fazla. O yüzden tek bir virüs bile varsa kimse güvende değil.

Maalesef küreselleşme ve kitle ulaşım olanakları virüsü bulaştırmada gösterdiği hızı önlem almada gösteremedi, aynı hızı ve mahareti gösteremedi. Parayı pulu önceleyen kapitalist anlayış açgözlü küresel olişgarklarla birlikte çuvalladı. Çuval çuval paraları, büyük teknolojileri, devasa orduları bir işe yaramadı. Kendini dev aynasında görenlerin de ne kadar cüce oldukları küçücük bir virüsle ayan beyan ortaya çıktı. O zaman kendi önlemimizi kendimiz almalıyız; böylelikle bireysel bilinçle toplumsal bilince ulaşabiliriz.

  • Sizce bu salgın ileri ki zamanlarda başka bir boyutla yine karşımıza çıkabilir mi?

Çıkabilir. Neden derseniz; maalesef doğayı çok hor kullandık, çevreyi sorumsuzca kirlettik. Aç gözlü davrandık, ihtiyacımızdan fazlasını tükettik. Böyle giderse beş dünya yetmeyecek bize. Her şeye kadirmişiz gibi bir kibirle ormanları, tarım alanlarını yok ettik, ırmakları kuruttuk. Oysa doğanın yaşaması için bize ihtiyacı yok ama bizim yaşamamız için doğaya ihtiyacımız sonsuz. O üstenci yaklaşımı terk etmemiz gerekir.

Bu virüs aynı zamanda insanoğlunun kibrine vurulmuş bir şamardır, bir uyarıdır. Bazen bir musibet bin nasihatten evladır. Umarım bu musibet bize gerekli dersi vermiştir. Eğer bundan ders alıp ona göre davranmazsak korona gider yarın sözgelimi “morona” diye daha büyük, daha tehlikeli bir virüs gelir, o zaman daha kötü bir durumla karşı karşıya kalırız. Bunun olmaması için herkesin kepini önüne koyup bir kez daha aklı selimle olanı biteni düşünmesi ve ona göre davranması gerekir.

  • Herkesi derinden etkileyen salgın için bizlere en son neler söylemek istersiniz? 

Şunu ilave edebilirim. Korona sonrası dünya, korona öncesi dünya gibi olmayacak. Bir kere devletler ve yönetimler değişecek, kısa vadede daha gözetimci ve otoriter olacaklar, diyebilirim. Korona korkusunu kullanarak teknolojinin imkanlarıyla insanları toplulukları çipler, aşılar, akıllı kameralarla kontrol etmeye çalışacaklar. Ama orta ve uzun vadede buna itirazlar yükselecek daha demokratik ve özgürlükçü yapılar çıkacak, bu konuda umutluyum.

Toplumlar, toplumsal ritüeller alışkanlıklar değişecek. İnsanın davranışları değişecek, sosyal mesafe kuralı, daha seyrek ortamlarda bulunma, maske kullanımı vazgeçilmez olacak, en azından bir süre bu böyle olacak

Yeni normalde ulaşımda, lokantalarda, barlarda, stadyumlarda vs daha az insan olacak, bunun iki yönlü getireceği bir yük olacak. Birincisi pandemi zaten ekonomiyi vurdu, şimdi az insan uygulaması fiyatları da vuracak. Dolaysıyla bu maliyetleri kim karşılayacak? Yeni normale uyum sağlamak için sosyal devletin devreye girmesi lazım. Vatandaş vergi veriyorsa, sorumluluklarını yerine getiriyorsa böyle zor günde imdadına yetişilsin diyedir.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
mersin web tasarım