RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI: PERDENİN ÖNÜ VE ARKASI

Oysa gerçek birdir ve gerçeğe gözünü kapatan dünyayı sadece kendine gece yapar. Biz de bu çerçevede meseleye bakacağız.

Diğer bir deyişle ak-kara karşıtlığı bağlamında değil, olabildiğince verili ve objektif bir bakışla doğru değerlendirmeye çalışacağız.

Öncelikle Rusya’nın amaçlarına, ardından Ukrayna’nın mukabelesine, büyük güçlerin bu savaştan umdukları çıkar ve beklentilerine ve savaşın Türkiye ve Suriye sahasına olası yansımalarına bakacağız.

Rusya’nın amacı

Rusya, doğalgaz, petrol, hidroelektrik, nükleer güç, yenilebilir enerji gibi doğal kaynaklar bakımından son derece zengin, Ukrayna sınırından ve Baltıklardan Pasifik’e 17 milyon 300 bin kilometrekare gibi devasa topraklara sahip bir ülke.

Dünyada ise ciddi bir enerji krizi de var. Enerji de Rusya’da var. Yeltsin döneminde Rusya’nın borcu 100 milyar dolar iken, şimdilerde 600 milyar dolar döviz rezervine sahip bir ülke.

ABD ve müttefikleri bu kadar doğal zenginliği Rusya’ya fazla görüyor, amiyane deyimle onu çökertmek istiyorlar.

Öte yandan konvansiyonel bakımdan Rusya ordusu güçlü. Askeri-teknolojik açıdan ABD ve NATO karşısında zayıf olsa da nükleer gücü var.

Rusya’nın bu savaşı başlatmasındaki temel amaçları ve/veya gidermeyi hesapladığı kaygıları üç başlık altında toplanabilir.

Bunlar, güvenlik kaygısı, toprak elde etme beklentisi ve Ukrayna’da kendinden yana bir rejim değişikliği yaratmasıdır.

Bu hususları biraz açılmadığımızda şunları söyleyebiliriz:

  1. Rusya epey bir zamandır NATO’nun Rusya’ya doğru genişlemesinden rahatsız. İçinde bazı eski Sovyet cumhuriyetleri de olan Doğu Avrupa ülkelerini içine almasından büyük rahatsızlık duyduğunu her fırsatta dillendiriyordu zaten.

    NATO ve Batı (ABD) ise Rusya’yı batı sınırlarında iyice sınırlandırmak ve gücünü kırmak istiyor, bu da bilinmeyen bir şey değildi. NATO’nun son hamlesi Ukrayna’yı da kendine katmaktı, işte bu Rusya için stratejik bir güvenlik meselesi olarak öne çıktı.

    Bu noktada Putin ve Rus yönetimi batıdan NATO’nun Rusya sınırlarına genişlemeyeceği taahhüdünü istiyordu. Diğer bir deyişle ona göre Ukrayna zinhar NATO üyesi olmamalıydı.

  2. Ukrayna nüfusunun yüzde 17’sı Rus ve bunların çoğu Doğu Ukrayna’da konuşlu. Bu bağlamda Donbas bölgesinde bazı gruplar Ukrayna’dan ayrılmak istiyordu, Rusya da onlara destek veriyordu ve buranın özerk bir bölge olmasını istiyordu.

    Nihayet son hamleyle buraları iki cumhuriyet şeklinde resmen tanıması batı ve Ukrayna açısında şok etkisi yaratan ve bardağı taşıran son damla oldu.

  3. Aslında Donbas’tan ziyade Putin’in asıl beklentisi daha önce işgal ettiği Kırım meselesinin tamamen halliydi. Yani Batının artık Kırım için devreye girmemesi, Ukrayna’nın da artık buradan hak iddia etmemesiydi.

    Rusya için Kırım, Donbas ve diğer bölgelerden daha önlemli ve stratejik açıdan gerekli. Bu noktada aslında Putin ve yönetimi Batı ve Ukrayna’yı ölümden tutup sıtmaya razı etmek istiyor.

  4. Rusya’nın bir diğer argümanı Ukrayna’nın batının desteği ve onlara göre kışkırtması ile 2014 yılında imzalanan ve Rusçanın ikinci resmi dil meselesinin gündem eştiren Minsk anlaşmasını ihlal ettiği yolundaki söylemdir.

    Ukrayna Rusçayı resmi dil statüsünden çıkarıp, Rusça ana dilinde eğitime bir nevi son verdi.

  5. Putin bütün bunları Zelenski yönetiminin Batının kışkırtmaları ile gerçekleştirdiğini ileri sürerek, meselenin Ukrayna ile Rusya arasındaki meseleden ziyade Batı ile Rusya arasındaki bir meseleye dönüştüğünü iddia etti.

    Bu nedenle bu işgalin bir amacı kendisinin batının kuklası olarak gördüğü Zelinski yönetimini iş başından göndermek kendisine yakın bir yönetimi iş başına getirmektir diyebiliriz.

Tabi bütün bunlar Rusya’nın iddiaları. Bunların hepsi gerçek olsa bile gene de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesini haklı çıkarmaz.

Bunlar müzakere ile çözülebilirdi, en azından hepsi olmasa bile diplomasının olanaklarıyla önemli bir kısmı çözüme kavuşturulabilir; bugün binlerce masum insan, kadın ve çocuk ölmeyebilirdi.

Hiçbir gerekçe bu suçsuz günahsız insanların ölümünü mubah göstermez, haklı çıkarmaz.

ABD ve Batı

Şimdi gelelim ABD ve Batı’nın durumuna;

  1. 1970’li yıllarda çok uluslu şirketlerin ortaya çıkması, 1980’lerde Uzayda İletişim Devrimi gerçekleşmesi ve 1990’lın başında SSCB’nin dağılması ile dünya bir anda tek kutuplu bir hal aldı ve bu tek kutubum başına ABD geçti.

    ABD, İkinci Dünya Savaşından sonra çok güç biriktirmişti. Ancak soğuk Savaş Döneminde Sosyalist Blok bu gücü frenliyor, en azından dengeliyordu. Sosyalist Bloğun dağılması ile dünya liberal bir denizin etkisi altına girdi ve ABD hegemonyasını kurdu.

  2. ABD’nin hegomon gücünü üç elit temsil etmektedir. Ekonomik elitleri İkiz Kuleler, Siyasi elitleri Beyaz Saray, Askeri Elitleri de Pentagon temsil etmektedir.

    Bunun dışında özellikle doların dünyadaki egemenliği, İngilizcenin bütün dünyada geçerli kabul edilmesi ve Hollywood filmlerinin bu ideolojiyi bütün dünyaya taşıması/yayması bunu daha da pekiştirdi ve küreselleşme denilen süreci perçinledi.

  3. Ne ki 2011 yılında El Kaide tarafından ABD elitlerine yapılan saldırı ABD’de bir şok yaratmanın ötesinde dünyayı yeni bir eşiğe çekti. Neo-Conların epeydir bekledikleri ve inşa etmeyi istedikleri Yeni Dünya Düzeni için ellerine fırsat geçti ve Afganistan ardından Irak İşgal edildi.
  4. Sonra Arap Baharı geldi. Dizayn devam ediyordu ama süreç ters tepti. Bahar ılımlı İslam’ı öne çıkarmak yerine siyasal İslam’a evirildi.

    Bu noktada Erdoğan da hesap hatası yaparak yeni bir aşamaya geçti o da artık ılımlı İslam’ı bırakıp bagajında saklı olan siyasal İslam’ı çıkardı Neo-Osmanlıcılık hülyası ile Ortadoğu’nun İslami liderliğine soyundu.

  5. Bu süreç sadece devletlerle yetinmedi radikal İslam’ı örgütleri de ortaya ve öne çıkardı. Bunların başını bu süreçte hortlayan IŞİD çekti ve bilinen gelişmeler yaşandı.

    IŞİD meselesi aynı zamanda Suriye’de savaşı daha kışkırtıp harladı ve bu süreçte IŞİD’e karşı önemli bir aktör olarak Kürtler ortaya çıktı.

    Türkiye Kürtleri kendi vatandaşlarının soydaşları olarak kabul edip müttefik olarak görmek yerine bir başka hesap hatası ile düşmanlaştırdı ve hatta onları boğmak için radikal İslami örgütlere destek verdi ve bu Türkiye’deki gelişmeleri de ister istemez etkiledi.

  6. Suriye meselesine ABD’nin yanı sıra Rusya ve İran da dâhil olmuştu. Beri tarafta onların arkasında ÇİN dev adımlarla geliyordu.

    21’inci yüzyılın ilk çeyreği içinde tablo şunu gösteriyordu. Yeni Dünya Düzeni bildirisinde, Rusya ve Çin’in yeni pozisyon belirlemişti.

    2022 Pekin Kış Olimpiyatları sırasında görüşen Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Yeni Bir Döneme Giren Uluslararası İlişkiler ve Sürdürülebilir Küresel Kalkınma Hakkında Rusya Federasyonu’nun ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ortak Bildirisi” adlı tarihi bir ortak bildiri üzerinden yeni dönemde atacakları adımlarda anlaştılar.

  7. Dünya artık tek kutuplu değildi, dünya çok kutuplu olmaya başlamıştı. Bu çok kutupluluğun diğer önemli kutbu artık Çin’di ve yanı sıra Rusya vardı. Bir yandan Çin yükseliyordu öbür yanda Rusya her yerde ABD’ye karşı gardını alıyordu.
  8. Güç dengesi 21’inci yüzyılda batıdan doğuya kayıyordu. 18yüzyılın hâkimi Fransızlardı, 19’uncu yüzyılın İngilizlerdi, 20’nci yüzyılın ise tartışmasız hâkimi ABD idi.

    ABD 21’inci yüzyılda da hâkimiyetini sürdürmek istiyor. Bunun için iki şey yapması lazım;

    1) Bir Kuşak Bir Yol projesi ile 21’inci yüzyılın egemeni olmaya aday Çin’i durdurmak, olmuyorsa frenlemek istiyor. Nitekim ABD epey bir süredir yüzünü ve gücünü Ortadoğu’dan Pasifik’e çevirmiş. Oysa daha önce;
    a) Enerji kaynaklarına ulaşılabilirliği sağlamak için
    b)YDD’nine uymayan devletleri uydurmak için
    c)İsrail’in güvenliği sağlamak için enerjisini ve dikkatini Ortadoğu’ya çevirmişti.
    Şimdi Ortadoğu’da daha az bir güçle bulunacak, enerjisini ve dikkatini Çine verecektir.
    2) Bunu yapması içinse de Rusya’yı öncelikle durdurması gerekir.

  9. İşte bu noktada Arap baharından sonra Turuncu Devrimler devreye girdi. Bunun Batı açısından son halkası Ukrayna’ydı.

    Aylar öncesinden yazdığımız gibi Ukrayna dananın kuyruğunun kopacağı yerdi ve nitekim öyle oldu. Bugün ABD Başkanı Biden’ in deyimi ile ABD’nin en büyük rakibi artık Çin, düşmanı ise Ukrayna savaşı dolaysıyla Rusya’dır.

  10. Fakat bütün bunları tek başına yapması mümkün değil. Bu yüzden başta NATO olmak üzere Avrupa’daki müttefiklerine ihtiyacı vardı. Fakat Avrupa’da enerji kaynakları açısından göbekten Rusya ya bağlıydı.

    İşte Ukrayna savaşı ABD’ye Avrupa’yı hatta dünyanın önemli bir kısmını yanına alma, Rusya’yı yalnızlaştırarak izole etme ve ekonomik olarak çökertme fırsatı verdi. BM kararı, AB karar ve açıklamaları, uygulanan ambargo ve yaptırımlar bunun bariz göstergeleri olarak okunabilir.

  11. Rusya ise bu çemberi kırmak için;
    a) Baltık Denizine
    b) Karadeniz’e
    c) Batıya doğru genişlemek istiyor.

    Bu işgalin temel sebeplerinden biri de budur. ABD bunu gördü ve Rusya’yı savaşın içine çekmek için adeta önünü açtı (kanımca tuzağa çekti).

    Bu savaşla Avrupa’ya;
    a) Ben olmazsam Rusya sizi siler süpürür mesajı ile onları yeniden kendine bağladı
    b) Avrupalılara, Rusya’ya enerji kaynakları bağımlılığını azaltın mesajını verdi. Rusya her zaman sizi bununla zora sokup boğazınızı sıkabilir demek istiyor.
    c) Rusya’ya Batı ya göz koyarsan önüne ben çıkarım dedi. O yüzden müttefiklerine, Rusya,  her zaman önlenmesi gereken bir tehdittir diyor.

Şimdi bir tarafta yalnızlaşan Rusya (ki BM kararına sadece Belarus, Kuzey Kore, Eritre ve Suriye karşı oy kullandı; Çin, Hindistan, Pakistan, İran, Irak, Kazakistan ve Güney Afrika gibi ülkeler bile çekimser oy kullandılar) öte yandan çembere alınan bir Rusya var artık.

Buna karşılık 141 ülke ABD ve Avrupa devletlerinin organize ettiği “Rusya’yı kınayan” tasarıyı kabul etti.

Rusya açışından (kısa vadede olmasa bile) orta ve uzun uzun vadede bu durum, ne siyasi ne de ekonomik süründürülebilir değil.

Baştan beri ikili bir süreç yürüten Türkiye ise tasarıya evet oyu verdi.  Bu kınama kararının bir yaptırım gücü olmazsa bile uluslararası ilişkiler açısından büyük öneme sahiptir.

Türkiye’nin tavrı

Gelelim Türkiye’nin tavrına. Türkiye yönetimi her zamanki gibi bir şark kurnazlığı politikası yürütüyor; bir yandan Rusya’yı hoş tutmaya çalışıyor öte taraftan Ukrayna’ya silah (İHA-SİHA) satıyor.

Tabi bu politika sürdürülemez. Ama Türkiye’yi bu noktaya sevk eden bazı sebepler var ona bakalım.

Türkiye-Rusya ilişkileri

  1. Türkiye NATO’ya rağmen Rusya’ndan S-400 füze sistemleri aldı, bu başta ABD olmak üzere NATO ile arasında gerginliğe ve anlaşmazlığa sebep oldu.
  2. Rusya Türkiye’ye AK Kuyuda değeri 25 milyar doları bulan bir Nükleer Santral yapıyor.
  3. Türkiye Doğalgaz açısından Rusya’ya bağımlı. Gazın 4’e üçünü bu ülkeden alıyor.
  4. Turizm gelirleri açısından Türkiye adeta Rusya’ya mahkûm. Türkiye’ye gelen turistlerin nerdeyse üçte biri Rus ve bunlardan yılda 10 milyar dolara yakın gelir elde ediliyor. Rus turist olmazsa Antalya başta olmak üzere güneydeki otellerin çoğu boş kalacak.
  5. Ve ticaret. Türkiye Rusya’ya narenciye başta olmak üzere birçok ürün satıyor, oradan da birçok ürün alıyor. Ukrayna il 1,5 milyar dolar ticaretine karşılık Rusya le yıllık 35 milyar doları bulan bir ticareti söz konusu

Türkiye-Ukrayna ilişkileri

  1. Türkiye Ukrayna’ya başta SİHA olmak üzere silah, donanım ve radar sitemleri satıyor.
  2. Ukrayna’dan Rusya kadar olmasa da turist geliyor.
  3. Türkiye, Ukrayna il yıllık 1,5 milyar bir ticaret yapıyor.
  4. Türkiye, Rusya yayılmasından ve Suriye’de karşısına çıkmasından endişe ediyor.
  5. Türkiye, NATO ile karşı karşıya gelmek istemiyor.

Şimdi ne olacak?

ABD ambargo ve yaptırımların dozunu her geçen gün artırıyor. Ancak bunların şimdilik Putin’i durduracağını sanmıyorum. Fakat yaptırımlar etkisini göstermeye başladı bile.

  1. Örneğin dolar 70 ruble iken birden 120 rubleye çıkmış durumda.
  2. Rusya savaş donanımları, uçak ve ağır silahlarının yüzde 50’sinden fazlası batıdan. Bir süre sonra bunların yedek parçalarını almadığında işlevsizleşecekler.
  3. Rus sanayi ve teknolojisi başta Almanya olmak üzere Batıya ve Avrupa’ya bağlı. Konuştuğum bazı iş insanları o sorunları yakın bir gelecekte yaşayacaklarını söylüyor.
  4. Rusya ticareti sekteye uğradı. Sadece alımlar için değil Pazar için de bu geçerli.
  5. Bir sosyal medya ve siber savaş sürüyor aynı zamanda. Hitler döneminde bunlar olsaydı anti patik bir adam olan Hitler daha başta karayerdi. Vietnam savaşını ABD’ye televizyon kaybettirdi. Şimdi ise savaşlar canlı yayınlanıyor. Her şeyi her kes gün be gün an be an izliyor. Bu da kamuoyu oluşturmada büyük etkiye sahip.
  6. Zelinski’yi kimse ciddiye almıyordu. Bir iki gün içinde kaçar diye bekliyorlardı. Ama geçmişinde bir komedyen olan Zelinski duruşu ve direnişi ile hem herkesi şaşırttı hem de sadece Ukraynalıların değil Batılıların da tavrını etkiledi.
  7. Bazı Rus zenginlerine (oligarklara) getirilen kısıtlama; katlarına, yatlarına ve uçaklarına el koymalar başladı. Bununla Putin sıkıştırılmaya çalışılıyor, hatta giderek Rusya’daki tepkileri artırmak istiyor. Putin Zelinski yönetimi gitsin istiyordu batı da Putin’i Rusya’da devirmek için bundan sonra elinden geleni yapacaktır.
  8. Peki, bir nükleer savaş çıkar mı? Sanmam. Lavro’vun bundan bahsetmesi Rusya’nın sıkıştığı anlamına gelebilir. Çünkü onlar bir haftada işi bitiririz havasındaydı. Şimdi iş, kent ve sokak savaşlarına doğru gidiliyor. Bu durumda Rusya’nın kaybı büyük olacaktır, Rusya zorlanacaktır diye düşünüyorum. Bu da içerdeki tepkileri artıracaktır.

Kaybeden ve kazanan

Bir kere Rusya kaybediyor. Ukrayna kaybediyor. Zira savaş yıkımdır. Savaşın kazananı halklar açısından yoktur. Egemenlerin kazındık demesi böbürlenmesi boş bir böbürlenmedir.

Kendileri savaş alanında savaşmazlar. Çocukları savaşmaz. Halk çocukları savaşır ve halkın çocukları savaşta ölür.

Eğer savaş çıkartanların çocukları ve kendileri savaş alanlarına gitseydi savaş bir gün bile sürmezdi. (İyi savaş, kötü barış yoktur.)

Peki, bu savaş kime yaradı?

Bu savaş en başında stoada bekleyen Çin’e yarar. Ardından başta Suudi Arabistan olmak üzere petrol ihraç eden ülkelere yarar. Ve bu savaş nihayetinde ABD’ye yarayacaktır.

Savaş Türkiye’ye ise yaramayacaktır. Türkiye hem boğazlar Montrö nedeniyle Rusya ile kötü olacak, hem NATO’nun isteklerine tam uymadığı için onlara da yaranamayacak.

Ve daha önemlisi Suriye’deki yansımaları Türkiye’nin aleyhine olacaktır.

Avrasyacılık yapan bazı çığırtkanlar da kaybetti. Artık bu saatten sonra kimse Türkiye’nin Rusya’nın yanında yer alamsı gibi saçmaladıklarını ileri süremeyecek.

Aleksandır Dugin’in Türkiye’deki yardakçıları olan bazı siyasiler de kaybetti.

Evet, bu savaştan ötürü, sonuç ne olursa olsun Rusya kaybedecek, Ukrayna kaybedecek. AB de kaybedecek, enerjiye ulaşılabilirlik meselesi yüzünden.

Çin, Suudi Arabistan ve ABD ise bu savaştan kazançlı çıkacak. Ancak bu ABD’nin maksadını hâsıl etmediği için bundan sonra pasifikteki ekonomi, teknoloji v siber savaş artacak, askeri ve siyasi çekişimler ise daha da hızlanacaktır.

Peki, çözüm ne?

Bu noktada hem yaklaşımımızı ortaya koyacak hem de çözümü belirteceğiz. En nihayetinde de müzakere masasının konuları bunlar olacak ve bu savaş bir masa etrafında sonlanacaktır.

Ama ve maalesef o zamana kadar masumların kanı akmaya devam edecektir. Önemli olan bu süreci kısaltmak ve “günahsız” ölümleri durdurmaktır.

Ne yapılmalı, nasıl tutum almalı ve neler çözülmeli? Soru şimdi budur.

  1. ABD liderliğindeki NATO’nun genişleme politikasına da, Rusya’nın yayılmacılığına da karşı çıkılmalı. İki kötüden birini seçmek, taraf tutmak zorunda değiliz.
  2. Çarlığa özenen, otokrat bir lider olan Putin Rusya’sının güvenlik endişeleri, topyekûn bir işgalin gerekçesi olmaz.
  3. Sadece Ukrayna’daki değil dört bir yandaki küresel güç kapışması ve yayılmacı hayaller dünyayı felakete sürükleyebilir. Bu durumun kaybedeni ise tüm dünya halkları olacak. Bu tuzağa düşülmemeli ve dünya halkları buna karşı çıkmalı.
  4. Bu yüzden acil ateşkes çağrıları yapılmalı; savaşın daha büyük yıkımlara yol açmasının önüne geçmek için silahlar koşulsuz olarak susmalı.
  5. Rusya çekilmeli. Rusya hiçbir koşul öne sürmeden Ukrayna’dan çıkmalı, askeri unsurlar ülke sınırına çekilmeli.
  6. Minsk Anlaşması’na uyulmalı. Donbas’ta çatışmaları sonlandırmak amacıyla imzalanan Minsk Anlaşması’na tüm taraflar uymalı.
  7. ABD/NATO güvenlik garantisi vermeli. Gerilimin ana kaynağı ABD ve NATO yayılmacı emellerden vazgeçmeli, Moskova’ya güvenlik garantisi vermeli.
  8. Savaştan sonra Ukrayna tarafsız kalmalı. Evet, ABD liderliğindeki Batı dünyası ile Rusya arasında güç mücadelesine sahne olan Ukrayna “tarafsız” kalmalı.
  9. Doğu Avrupa’da kuvvet indirimine gidilmeli. Başta ABD ve NATO olmak üzere tüm aktörler “silah cephaneliği “ne çevirdikleri Doğu Avrupa’da kuvvet indirimine gitmeli.
  10. Sonuç yerine; David Harvey’in belirttiği ne ABD ve NATO ne de Putin haklı değil! İnsanlık ne kapitalist-emperyalist dünya düzenine ne de egemen güçler arasındaki hegemonya, nüfuz mücadelesine mahkûm.

Çünkü başka bir dünya mümkün…

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve www.mansetmersin.com haber sitemizin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Ahmet Özerahmetozer@hotmail.com

YORUM ALANI

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.