SCHOPENHAUER’UN METAMAFORZU YA DA KARAMASAR FİLOZOFUN MUTLU OLMA YARIŞI « Manşet Mersin | Mersin Haber Sitesi

SON DAKİKA
Mersin Büyükşehir Belediyesi

KÜTÜPHANEYE ŞEHİDİN ADI VERİLDİ

KÜLTÜR SANAT, YEREL HABERLER

SCHOPENHAUER’UN METAMAFORZU YA DA KARAMASAR FİLOZOFUN MUTLU OLMA YARIŞI

Bu haber 09 Nisan 2021 - 11:55 'de eklendi ve 35 kez görüntülendi.

Arthur Schopenhauer ilginç bir filozof.  Aşka ve mutluluğa dair çok kalem oynatmasına rağmen hiçbir zaman gerçek aşkı ve mutluluğu bulamamış biri.

Kadınlarla arası hiç iyi olmamış, evlendikleriyle kavga ederek ayrılmış; tecrübelerinin sonunda mutluluğa dair yabana atılmayacak cinsten düşünceler ortaya koymuştur.

Evlenmek, iki kişinin birbirleri için iğrenç birer nesneye dönüşmelerini sağlamak üzere mümkün olan ne varsa yapmaktır.

Arthur Schopenhauer / Görsel: Twitter

Bu söz ona aittir ve belki de yaşadıkları onu böyle bir yola sevk etmiştir. Yaşadığı deneyimler felsefesinin oluşmasına yardımcı olmuş, felsefesi de kadın erkek ilişkilerini derinden etkilemiştir.

Ayrıca Nietzsche, Freud, Adler gibi büyük filozofları da etkilemiştir.

Sonuçta evreni, dünyayı, doğayı, insanı ve insan ilişkilerini yorumluyorsanız ona bakmanızda yarar var.

Mesela “Tasarım olarak dünya bir yanılsamadır. Onun arkasında, mutlak, değişmez, sonsuz ve sınırsız isteme yatar. İnsanların bütün yaşamı daha fazlasını istemeyle; bu nedenle yaşanan mücadelelerle, çatışmalarla, doyumsuzluklarla ve düş kırıklıklarıyla geçer. Bizi biz yapan şey olan kör istememiz, bütün acıların kaynağıdır” der.

Dünyayı sefalet ve ıstırapla dolu bir yer olarak görür ve içinde yaşanılan dünyanın olabilecek en kötü dünya olduğunu söyler.

İnsan varoluşu bir tür hata olmalı. Bugün kötü, yarın daha da kötü olacak ve en kötüsü olana dek de bu böylece sürüp gidecek.

Hayatın bir amacının olduğu ve bu amaç doğrultusunda geliştiği fikrini saçma bulur;

En büyük bilgelik andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ama bu aynı zamanda en büyük budalalığımızdır. Çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan, içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez.

Arthur Schopenhauer.jpg
Arthur Schopenhauer / Fotoğraf: Wikipedia

 

İz bırakmış bir filozof

Yukarda belirttiğim gibi yazdıkları, ondan sonra gelen ardıllarını derinden etkilemiş, onların kendi felsefelerini oluşturmalarına yardımcı olmuştur.

Örneğin, “‘İsteme ve Tasarım Olarak Dünya’ adlı eserini okuduğumda büyülendim” der Frederich Nietzsche.

Bu eser Nietzsche’nin felsefesini oluşturmasında derin etkilere sahip olmuştur. Nietzsche bu çalışmayla sadece büyülenmemiş, yeni bir evreye de girmiştir.

Onun “Beni öldürmeyen acı güçlendirir” ünlü sözünde Schophenhauer’in etkisini görmemek mümkün değil.

Filozofun karamsar olması onu okuyanları da karamsarlığa sürüklemesi gerekmez, aksine ondan dersler çıkarmaya itmesi lazım.

Hatta kişi yapabiliyorsa bu belirlemeleri kendi yaşamına uyarlayarak test etmeli, işine yarayanları alıp değerlendirmeli, yaramayanları bir kenara atabilmelidir.

İstemenin sonu gelmez açlığına yenilen insandan söz eder Schophenhauer. Freud bu formülasyonu alıp haz ilkesi ile gerçeklik ilkesinin çatışmasına çevirir.

Schopenhauer, “Haz ve tutkularının kölesi olan, ulaştığı noktayla yetinmeyip hep daha fazlasını isteyen kişi nasıl mutlu olacak? Sonunda ıstıraba ve can sıkıntısına düşer. Kişinin yaşadığı böyle bir dünyayı iyi diye nitelendirmesi mümkün müdür?” der.

Peki, ne yapmak gerekir o zaman?

“Kendine yetmek, kısacası kendi olmak” gerekir. Böyle büyük ve özgür insanlar yalnızdır.

Yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez. Kişi ancak yalnız olduğunda özgürdür çünkü.  

Nitekim, “Olağanüstü bir beyne sahip insanlar, küçük beyinlilerin o her şeyi silip süpüren iradelerine göre hareket etselerdi, amaçlarına ulaşıp, uzun zaman varlığını sürdürecek yapıtlar ortaya koyabilirler miydi?”

Filozofu değerlendirirken sadece hayatı ve söylediklerini değil yaşadığı çağı ve ortamı da gözden ırak tutmamak gerekir. Çünkü yaşadığı dönemden soyutlayarak kişiyi anlamak olanaklı değil.

Bizim filozofumuzun da çok sorunsuz bir çağda yaşadığı söylenemez. Yaşadığı 1788-1860 yılları arasındaki zaman dilimi Avrupa’da feodalitenin sona erip endüstrileşmenin bütün cerahatleriyle yerleşmeye çalıştığı bir dönemdir.

Alt yapıda sınıfsal ilişki ve çelişkiler boy gösterirken üst yapıda aydınlanmanın orta çağdan sonra ışıklarının parladığı bir zamana denk gelir üretmeye başladığı zamanlar.

Antik Yunan’ın ruhunun yeniden diriltilmeye çalışıldığı, sanat ve felsefenin yeni bir evreye girdiği yeni bir çağın başıdır.

Teolojide kilise ve tanrı fikri sorgulanır olmuş, dünya evrenin merkezi olmaktan çıkmış, onun yerine insanın yerleştirildiği, hümanizmanın ve natüralizmin at başı koşturduğu bir zaman dilimi.

İşte böyle bir zamanda söyler sözlerini usta filozof. Bu yüzden felsefesini anlamada bu zaman diliminde geçen hayat öyküsü önem taşır.

Yaşam ve ıstırap

Hayatı bir ıstırap olarak gören filozofun babası tüccar Heinrich Floris 9 yaşından itibaren ticari seyahatlerine Arthur’u da götürür. Daha sonra onu özel ticaret okuluna gönderir ve oğlunu ticaretteki varisi olarak görür.

Arthur 1805’te ticari katip olarak işe başlar, ne ki aynı yıl babası ölür. Edebiyatçı olan annesi Henrietta Trosiener, oğlunun ticareti bırakıp akademik hayata devam etmesini ister.

Zaten ticarette gönlü olmayan Arthur yüksek liseye başlar. Hocasını sert şekilde eleştirdiği için buradan kovulur.

Daha sonra üniversiteye kaydolur. Tıp okumaya başlar, sonra felsefeye yönelir. “Yeter Sebep İlkesinin Dört Farklı Kökü Üzerine” adlı çalışmasıyla Jena Üniversitesi’nden doktora derecesi alır.

1815'de Arthur Schopenhauer, portre Ludwig Sigismund Ruhl.jpeg
1815’de Arthur Schopenhauer / Portre: Ludwig Sigismund Ruhl – Wikipedia

Annesinin açtığı toplantı salonunda Arthur birçok düşünürle fikir münasebetinde bulunur. Goethe de bunlardan biridir.

Doğu bilgeliği ile ilgilenir. Doğu mistisizmi ve panteizmini araştırır. Newton’u eleştiren filozof, Berlin Üniversitesi’nde öğretim üyeliğine kabul edilir.

Aynı fakültede ders veren Hegel için, “Eserlerinin dörtte üçü safi saçmalık, dörtte biri de paradoks” tanımını yapar.

Hegel ile aynı saatte ders işler, insanların kendisini seçmesini bekler ancak yanılır. Derslere gelen olmayınca seyahate çıkar.

Çeviri, derleme ve editörlük yapmaya çalışır. Yayıncılar yayınlarına pek ilgi göstermez ancak o düşüncelerini destekleyen her ifadeyi ve durumu kaydeder.

O zaman ilgi göstermeyenler zaman geçtikçe “Alman felsefesinde put kırıcılık” yaptığı için övmeye başlarlar kendisini.

Hayatının son yıllarını ünlü bir filozof olarak geçirir. Kendi tanımıyla, bir insan düşmanıdır, tek arkadaşı köpeğidir. 21 Eylül 1860’ta 72 yaşında vefat eder.

Arthur Schopenhauer, Frankfurt Şehir Mezarlığı.jpg
Arthur Schopenhauer’un kabri, Frankfurt Şehir Mezarlığı / Fotoğraf: Wikipedia

 

Mutluluk ile çelişen ontolojisi

“Neden hiçbir şey yok değildir de varlık vardır” diye sorar. Dünya mümkün dünyaların en iyisi, hayat insana hediye fikri egemen o zaman.

Ama ona göre bu hediyenin içinde ıstırap saklı. Ve sorar;

Dünya mümkün dünyaların en iyisi, hayat insana hediye ise ıstırap ve acı niye vardır o zaman?

Bu soruyu Nietzsche “Tanrı Öldü” makalesinde şöyle betimler; “Tanrı iyiyse bu kadar kötülük neden var dünyada?”

Schopenhauer’a göre, tüm ıstırapların kaynağı kozmik iradedir; o yüzden ıstırapsız bir yaşam mümkün değildir.

Bilgiyi övenlere, “Bilgi her zaman mutluluğu getirmez, aksine bilgi artıkça ıstırap da artar” der.

Hayatımız boyunca anlamsız ve sonu olmayan amaçların peşinden savrulur dururuz, tıpkı bir sabun köpüğünü daha da büyütmek için üflemek gibi.

Ama gene de yaşamın peşinden koşarız. Bu bir kısır döngüdür. E peki öyleyse ne yapacağız?

Buna rağmen “Mutlu Olma Sanatı” adını verdiği bir çalışması vardır. Bu çalışmadaki bazı altın kuralları şunlardır:
Yaşam bilgeliğinin ve mutlu olmanın kaynakları:

Mutlu bir hayatın olabildiğince zevklerden yoksun olması gerektiğini savunan Schopenhauer, bir çeşit feragat ve yoksunluğu savunan Stoacı felsefe ile amaca varmak için her aracı mubah sayan, yani kendi mutluluğu pahasına başkalarının mutluluğunu hiçe sayan Makyavelizm arasında bir yerde kalmayı önerir.

O halde erdemli ve mutlu olma öğretisi bu iki uç arasında bir yerde olmalıdır, bu da dengedir (Aristo’cu denge yaklaşımı).

Şunu unutmayın, mutluluk ve zevk hiçbir zaman gerçekleşememiş daima uzakta duran bir illüzyondur. Biz bu dünyaya zevk alma hevesi ile doğarız, bu doğru.

Oysa zevk bir illüzyondur ama buna karşın acı ve ıstırap gerçektir. O yüzden mutlu bir yaşam sürmek beklentisiyle yaşamak yerine daha az acıyla yaşamaktır mutlu olabilmenin sırrı.

Aklı başında kişi hoş olanın değil, acı vermeyenin peşinde olur. O zaman tamamen belirsiz bir gelecek için ürkekçe yaşamaz. Bu durumda mutlu olmanın yolu çok mutlu olmayı istememektir.

Mutluluk ve zevkler negatif; acı ise pozitif niteliktedir. Nasıl yani? Schopenhauer mutluluk meselesini acının yokluğundan itibaren kavrıyor.

Acının yokluğu mutluluğun ölçütü ise o zaman mutluluk ve zevkin kendi başına bir varlığı yoktur. Daha çok mutlu olmak için çabalamak yerine daha az acı çekmeye bakmalı insan.

İşte bu yüzden çok mutsuz olmamanın en güvenli yolu çok mutlu olmayı istememektir. Yani mutlu olmak için zevk, mal, mülk peşinde koşmak isteğini en aza indirgerseniz daha az acı çekip daha çok mutlu olabilirsiniz, diyor.

Sözgelimi kıskançlık da mutluluğun panzehirlerindendir. Çünkü başkasının mutluluğu seni rahatsız ediyorsa asla mutlu olamazsın, diyor.

Karakter, istenç 

İnsanın temelde üç tür karakteri vardır:

  1. Kavranabilir karakterimiz (doğal dürtülerimizdir.)
  2. Dürtülerin tezahürleri olan ampirik karakterimiz, (yapıp ettiklerimiz, eylemlerimizdir.)
  3. Edinilmiş karakterimiz ise hayatın içinde uğraşla kazanılan karakterdir.  Neyi istediğini ve neyi yapabildiğini bilmektir.

Bunu bilmeyenler hayatları boyunca zikzaklar çizer o amaçtan bu amaca savrulup dururlar. Karakter sahibi kişi kendi doğasına ve yeteneklerine göre bir amaç tayin etmeli ve ona doğru ilerlemelidir.

Kişinin kendi güçlerini keşfetmesi ve bunu harekete geçirmesinden daha büyük bir zevk yoktur. O yüzden, insan yapmak istediklerini isteyerek yapmalı ve çekmesi gereken acıyı bilerek çekmelidir.

İstence gelince, insanda olan tek şeydir ve irade karşısındaki önceliğini daima korur, ona karşı zayıftır insan. Bu bütün canlılarda böyledir aslında.

İstencin, bir şeyi istemenin esası ihtiyaçtır, eksikliktir, yetersizliktir. Sonuç itibarıyla “acı“dır. Öyleyse yaşam, can sıkıntısı ile acı arasında sallanarak gidip gelendir.

İstencin en etkileyici, baskın olanı sürekli insanı rahatlatmayan cinsel güdüdür.

Bu bağlamda aşk aslında üreme güdüsünün kendini gerçekleştirmek için bize oynadığı bir oyundur, bir illüzyondur, gerçek olan tek şey üreme ve ona dair olan isteme dürtüsüdür.

Arthur Schopenhauer, imzalı fotoğrafı.jpg
Arthur Schopenhauer’un imzalı fotoğrafı / Fotoğraf: Wikipedia

 

…ve aşk

Her şeyden önce, erkeğin doğası gereği aşkta vefasızlığa, kadının ise sürekli sadakate eğilimli olduğu gerçeği vardır.

Erkeğin aşkı, doyum bulduğu andan itibaren belirgin bir biçimde azalır; hemen hemen bütün öteki kadınlar onu, sahip olmuş olduğu kadından daha fazla çeker.

Erkek değişiklik özler! Kadının aşkı ise, özellikle o andan sonra artmaya başlar. O halde yandım yıkıldım demekle tamamen uzaklaşmak yerine dengeli bir mesafe en iyisidir.

Soğuk bir kış sabahı çok sayıda kirpi donmamak için hep birlikte ısınmak üzere bir araya toplanır. Ama kısa süre sonra oklarının birbirlerine battığını görüp yeniden ayrılırlar.

Isınma gereksinimi onları bir kez daha bir araya getirdiğinde okları yine kendilerine engel olur ve iki kötü arasında gidip gelirler, ta ki birbirlerine katlanabilecekleri uygun mesafeyi bulana kadar. Evlilikte insanların denediği budur, çoğunlukla başarmasalar da.

Bunun gibi, insanların hayatlarının boşluğundan ve tekdüzeliğinden kaynaklanan toplum gereksinimi onları bir araya getirir, ama nahoş ve tiksinti verici özellikleri onları bir kez daha birbirinden ayırır. Bu bağlamda dengeyi bulmak ustalık ister.

Mal, mülk, zenginlik arayışı

Zenginlik arayışı istemelerden göz kamaştırıcı bir istemedir. İnsanlar sürekli zenginlik peşinde koşar. Oysa zenginlik deniz suyuna benzer, ne kadar içersen o kadar susatır.

İstediklerimize kavuştuktan sonra sahip olduklarımıza karşı kayıtsız kalmamız bundandır. Yaşamda en büyük zevkimiz takdir edilmektir; ama her nedense, bizi takdir edenler takdirlerini ifade etmek konusunda pek de istekli davranmazlar.

Demek ki en mutlu insan, hangi yolla olursa olsun, kendini içtenlikle takdir etmeyi başarabilen insandır.

Acı ve arzu – neşe ve ıstırap

Bizden hiç eksik olmayan acıya sürekli dışardan bahaneler ararız. Oysa acı dışardan değil içerden gelir, özsel bir şeydir.

İnsan özünü bazen yitirir.  Efendi sahibi olmak için özgür insanın kendine putlar yaratması gibi. Sürekli arzudan arzuya koşar. Delikli bir fıçıyı sürekli suyla doldurmakla cezalandırılmış olan Danous Kızları gibi.

Hayatın kendisi de aslında böyledir. Tatmin olmayacak arzunun peşinden sürekli oradan oraya koşarız. Bu beyhude bir çabadır. Ne kızlar fıçıyı doldurabilir ne sen arzularını tamimiyle tatmin edebilirisin.

Peki, ne yapabilirsin?

Arzunun çemberini daraltarak mutsuzluğa daha az pirim verebilirsin. Az olan daha az mutsuz eder. Çok istemek çok mutsuz eder.

Bir şeye boyun eğmek istiyorsan arzuya değil akla boyun eğ! Neşe de ıstırap da insanın bireysel olarak kendinden kaynaklanır. Büyük acıların yokluğunda en küçük şeyler bile sizin için dert haline gelir.

‘Apriori mizaç’ diyor buna Schopenhaur. Sevinç de ıstıraplı olmak da insan ruhuna bağlı, mizacına bağlı.

Neşeli insanın neşeli olması için her zaman bir nedeni vardır ki o da neşeli olmasıdır. Büyük acılar daha önemsizlerinin hissedilmesini engeller; oysa büyük acıların yokluğunda en küçük dertler ve sıkıntılar bile bize büyük acı verir.

Dünyanın sefaleti 

Şu dünyayı tanrı yarattıysa, onun yerinde olmak istemem doğrusu. Çünkü, dünyanın sefaleti yüreğimi parçalar. Kurumsal otoritenin ve dinin çıkarlar için kullanılmasına karşıdır.

Bu yüzden Hristiyan ahlakını, kilisenin çıkarlarını koruyan tutumu reddeder. Kim hayvanlara karşı gaddar davranıyorsa, iyi bir insan olamaz.

Hayat bilgeliği biri diğerini mahvetmesin diye geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki dengeyi oluşturur. Gamsızlar fazlasıyla mevcut anda korkaklar ise gelecek endişesi ile yaşarlar.

Yaşam bir sır ve söylemek sarkacında gider gelir. Ama kimse duyduğu şeyi yalnız kendine saklamaz ve kimse yalnızca duyduğu kadarını söylemez.

Ve bugünlerde en çok ihtiyacımız olan sağlık

Mutsuzluğumuzun en onda dokuzu sağlıktan kaynaklanır. Neşeli bir ruh hali bile her şeyden önce sağlığa bağlıdır.

Ancak sağlıklı olunduğunda her şey zevk kaynağıdır. O yüzden bir beden aracılığı ile ve bir beden olarak yaşadığını her zaman hatırla.

Mevcut anın tadını sağlıklı ve neşe ile çıkarmak, işte hayat bilgeliği budur.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve mansetmersin.com’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Ahmet Özer
Ahmet Özerahmetozer@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
mersin web tasarım
https://www.mansetmersin.com/wp-content/uploads/2021/04/250x300-scaled.jpg