“YAŞAMIN AMACI” « Manşet Mersin | Mersin Haber Sitesi

SON DAKİKA
Mersin Büyükşehir Belediyesi

“YAŞAMIN AMACI”

Bu haber 26 Kasım 2020 - 18:29 'de eklendi ve 50 kez görüntülendi.

Peki bu döngüde yaşamın amacı nedir ya da ne olmalıdır? Uygarlık yaratmak mı? Hayır. Aslında yaşamın kendinde içkin bir amacı yoktur, bir anlamı da… Bu amacı ve anlamı biz sonradan ona yükleriz. Tek tek insanın amacı ve yaşama yüklediği anlam(lar) olduğu gibi tür olarak da böyle amaç ve anlamlar tartışılmış, zaman içinde bazı ortak sonuçlara ulaşılmıştır. İnsanın tür olarak belli özelliklere sahip olması ortak amaç ve anlamlar türetmesini de beraberinde getirmiştir. Onlardan bazıları üzerinde kısaca durabiliriz.

Genellikle insanın yaşamının içinde saklı olan amacın mutlu olmak olduğu kanısı vardır. Bu çok da reddedilmiş, ötelenmiş bir tespit de değildir. Buna uymayan iddialar da söz konusudur. Misal, Schopenhauer insanın amacının mutlu olmak gibi algılansa da aslında insan için gerçek olanın acı ve ıstırap olduğunu söyler; o halde, ona göre, yaşamın amacı mutlu olmak değil, acıyı, ıstırabı azaltmak olmalıdır. Genelde karamsar bir kişilik olan filozof; “çok mutlu olmanın yolu çok mutlu olmanın peşinde koşmamaktır” der. İlginç değil mi? Ne kadar az şey beklersen hayattan o kadar çok mutlu olursun ya da o kadar az acı ve ıstırap çekersin.

Mesela zenginliği ele alalım. Zenginlik deniz suyuna benzer, ne kadar içersen o kadar susatır. Daha fazlasını istersin. O halde mutluluğu dış zenginlikte değil iç zenginlikte aramalı insan. Peki iç zenginliğe nasıl ulaşılır? Sonraki yazıda anlatacağım gibi, bu aynı zamanda güzel, erdemli ve iyi bir yaşamın da ip uçlarını verecektir bize.

Akıl mı İstenç mi?

Schopenhauer, Platon’un ve Immanuel Kant’ın etkisinde idealizmin teorisini kendince anladığı boyutta temsil ederken, bu genel bakışı sübjektif idealizmin sınırlarından taşıramamış, Hegel’in felsefesini de reddetmiştir. O, görünen dünyanın ardında yatan esas gerçekliğin istenç olduğunu ileri sürer. Schopenhauer’a göre bu istenç, akılsız, bilinçsiz bir öze sahiptir ve kendisini fenomenler dünyasında gösterir. Bütün görünenlerin kaynağı da budur. İnsan bedeni de bu istenç(ler)in eseridir. Aklın denetiminde olmayan bu istenç, insanları parmağında oynatıyor, geçici tatminlerle veya ulaşılamayan hayâllerle, insanı hiçbir zaman dışına çıkamayacağı bir bıkkınlık ve acı döngüsüne sokuyor. Bu anlamsız, boş, acıyla dolu kötü hayattan kaçınmanın tek yolu vardır: o da istencimizi öldürmektir! Bu yüzden Schopenhauer neşeli olmayı kutsar. Mevcut anın tadını neşe ile çıkarmak, işte hayat bilgeliği budur, diyor.

Antik Yunanda Stoa’cılarda da var olan istenci öldürme düşüncesi Schopenhauer’u Hinduizm, Budizm gibi dünyevi bir yaşamdan el çekmeyi ve bir keşiş gibi yaşamayı, başkalarına yardım etmeyi, mutluluğumuzu olabildiğince arttırmayı değil, acılarımızı olabildiğince azaltmayı öneren bir yaşam şeklini önermeye yöneltti. Bu düşünce İslam’da tasavvuf olarak karşımıza çıkar: Ölmeden önce ölmek, biçiminde. Hristiyanlıkta İsa’nın sade yaşamı biçiminde görünür vaat edilmiş cennet gitmek isteyen dindara: Çok çalış, lüks ve safahattan uzak dur ki tanrı seni seçesin ve cennetine alsın. (nitekim Weber kapitalizmin de bu -Protestanlık- ahlakından ve yaşam biçiminden çıktığını ileri sürer. Çok çalışıp, az tüketirsen, sermaye birikimi oluşacak, bu da kapitalizmin ortaya çıkmasına yol açacaktır ona göre!)

Schopenhauer’a geri dönersek, ona göre, insanın kontrolsüz biçimde irade içinde hareketi; uygarlıkları, acıları ve kötülüğü doğurmuştur. Çünkü irade hep ister, yaşam için talep eder. Birey, iradenin kontrolündeki yaşamda, iradenin karşısına merhamet ve acı duygusunu koyarak bir nebze de olsa bu sorunsalın içinde dışına çıkabilir ve birey olarak kendini gerçekleştirebilir. Düşünceleriyle sürekli olarak acılar, sefillikler vadisi olarak tanımladığı dünyayı şikâyet eden Schopenhauer, sonunda ölümü yaşamdan daha iyi bulduğunu itiraf eder.

Hayattan Dersler…!

Schopenhauer böyle dese bile, ölüm yaşam döngüsünde, ibre hep yaşamdan yana olmuş, bu konu yüzyıllar boyu tartışılmış, sonunda yaşamın anacının mutlu olmak olduğu üzerinde büyük çoğunlukla mutabakat sağlanmıştır. Schopenhauer, mutluluk uzaktaki bir hayal dese de gerçek olan acı ve ıstırap olduğunu ileri sürse de yaşamın amacı çok mutluluk aramak yerine az acı veren bir yaşam sürmek olmalı dese de insanoğlu mutluluk düşünden bir an bile vazgeçmemiştir. Bir türlü tatmin olamayan insanoğlu yaşam serüveninde mutlu olmak peşinde koşmayı hiçbir zaman bırakmamıştır.

Peki o halde mutluluk nedir, nasıl mutlu olunur? Bunun bir reçetesi yoksa da bazı ip uçları olabilir mi? Mutluluğun panzehirleri olduğu gibi zehirleri de var mı? Bu döngüde ilerlerken öncelikle ne mutlu ederden çok ne mutsuz edere biraz bakalım. Bu mefhumu muhalifinden bizi neyin mutlu ettiğine de götürecektir.

Ahmet Özer
Ahmet Özerahmetozer@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
mersin web tasarım
mersin web tasarım

was kostet sperrmüll

İstanbul escortAtaşehir escortPendik escortKartal escortÜmraniye escortKadıköy escortAnadolu yakası escortAvrupa yakası escortMecidiyeköy escortFatih escortFındıkzade escortÇapa escortŞirinevler escortAvcılar escortBeylikdüzü escortHalkalı escortBahçeşehir escortBakırköy escortprivat modelle berlinabu dhabi escortporno izleseks hikayelerisex hikayeleriTwiter link kısaltmak