YAŞAMIN GÜZELLİĞİ ÖLÜMDENDİR… « Manşet Mersin | Mersin Haber Sitesi

SON DAKİKA
Mersin Büyükşehir Belediyesi

YAŞAMIN GÜZELLİĞİ ÖLÜMDENDİR…

Bu haber 25 Nisan 2020 - 1:29 'de eklendi ve 152 kez görüntülendi.

Yaşam nedir?

Yaşam nedir, yaşamım amacı nedir, anlamlı bir yaşam nasıl olur? Bu sorular asırlardır insan zihnini meşgul edip duruyor. Peki ya zama ve uzan .. ve bunların yaşamla ilişkisi?

Yaşadığımız bu zor günler, yaşamın ve zamanın anlamını bir kez daha düşünmemizi sağlayan kıymetli pratiklerle doludur.

Bizler tür olarak bilinç, zaman ve unutma üçgeninde sürekli kendimizi yenileyen bir yapıya sahip bir tür varlık olduğumuz için; ancak hastalıkta sağlığın, yaşlılıkta gençliğin, yoksullukta da varlıklı olmanın kıymetini idrak edebiliyoruz.

Peki bu derecede akıl sahibi yegane bir varlık olarak bu kadar kolay nasıl harcayabiliyoruz sahip olduğumuz değerleri ve olanakları? Amaç ne? Nereden gelip nereye gidiyoruz?

Hayatı dolu dolu yaşamak istiyorsak yukarıdaki üçgenin karşısına bilinci, hatırlamayı ve yaşamın amacı üçgenini koymalı ve oradan yürümeliyiz.

Meltin pot

Şimdi başlayabiliriz…
Yapılan bir takım bilimsel hesaplamalara göre dünyamız yaklaşık olarak 4,5 milyar yıl önce güneşten koptu. Sıcaklık, su ve toprak kombinasyonunda yaklaşık bir milyar yıl önce gezegende yaşam başladı.

Bir nöron canlı (hücre) olmak İçin yeterliydi, iki nöron ise hareket için. Canlılık ve hareketin yan yana gelmesi hücreyi böldü, çoğalttı, büyüttü şekillendirdi ve hayvanlar alemi bu süreç içersinde gelişti.

İnsanın Serüveni;

Bu silsilede hayvan var. Hayvanlar aleminin tepesinde ise insan var. Sosyo Antropolojik çalışmalara göre, yaklaşık 40 milyon yıl önce insanın bildiğimiz hayvan yapısından farklılaşması, yaklaşık 400 bin yıl önce ilk insan yapısının şekillenmesi ve yaklaşık 40 bin yıl önce de tarihi süreç içerisindeki serüveni başladı.

İnsani hayvanlar aleminin tepesine yerleştiren unsur beyninin %10’a varan kısmını kullanabilme yeteneğidir. Bu kapasite kullanımı yüzde birlerde başlayıp bu noktaya gelmiştir.

İnsan da diğer canlılar gibi ilkel bir varlık olarak gelişip sosyalleşmiş, el ve dil sayesinde bu günkü yapısına ulaşmıştır. Biz ve bizim gibi varlıkların tek bir amacı vardır, zaman kazanmak. Zaman kazanmak için de yaşamak gerekir.

Bu nedenle canlı olarak bizi yaşatan her bir hücremizin sadece ve yalnız iki amacı olduğu söylenebilir: Yaşamak ve yaşamak için de zaman kazanmak. Hücrenin ya da karmaşık ve sofistike hücre komünikasyonlarının bunu sağlamasının sadece iki yolu vardır:

1).Çoğalmak
2).Sonsuzluk, sonsuz yaşamak

İkincisini gerçekleştiremediği için birincisine sığınmıştır. Yani çoğalmak, çoğalmak ile kodlanmış hücrelerini ve doğuştan geçebilecek yeteneklerini bir diğer benzerine aktarmak. (Yani üremek) Bu taktirde türün yaşamı sona ermeden neslin devamı sağlanmış, öğrenilmiş kod ve yeteneklerin aktarımı güvenceye alınmış olur.

İşte hastalıklar, mikroplar ve virüsler bu güvenliği ortadan kaldıran, tehdit eden tehlikelerdir. İnsan oğlu bunlardan bu nedenle ürker ve kaçar. Bir de ölüm var tabi..

Ölüm Gerçeği

İnsan bedenine yapılmış en büyük saldırı ise ölümdür. (Yaşamı şekillendiren bütün pratiklerde; dinlerde, inançlarda, mal mülk sevdasında, zevk sefa arayışında, birleşme arzusunda, çocuk sevgisinde, vb., şu ya da bu şekilde ölümün payı vardır.) insan çarlığı “Hücreyi” sonsuza taşıyamaz ve “Ölümden” kurtulamaz. Ancak üremeyi garantiye aldıktan sonra yaşlanınca artık ölümü de kabullenir. Ölüm canlı yaşam için zamanı sonlandıran tek gerçektir.

Canlı varlık, hücre ya da hücre kombinasyonları olarak insanın tek amcı yaşarken zaman kazanmaktır. İşte bu nedenle ölüm ile çekişme; hastalıkla da rekabet içimdedir. Bu çekişmede galip gelemeyeceğinin bilincindedir ama rekabette rakiplerini yenebilecek hüneri vardır. Çünkü akla ve zekaya sahiptir. Üstelik de şimdilik bildiğimiz kadarıyla dünya üzerindeki en gelişmişine.

Beyin kullanım kapasitesi;

Şimdi diğer önemli noktaya geliyoruz. İnsan beyninin en fazla yüzde on kapasitesini kullanabiliyor (şimdilik) demiştik. (Gelecekte ne olur şimdi bilmiyoruz.)

Şimdi can alıcı soru şudur: Ya beyninin %20’sini kullanırsa o zaman ne(ler) olur; bir düşünsenize. Yüzde yirmisini kullandığı taktirde kendi vücudunun bütün olanaklarına erişimi sağlayabilir ve onları kavramak için kullanır, bu bir. İkincisi, eşyaları kontrol edebilir. Üçüncü olarak da diğer canlıları kontrol edebilir.

Yüzde otuzunu kullandığını varsayalım bütün duyu organlarının binlerce misli güçlendirilmiş halini düşünün, o hale gelir. Yani en ufak kıpırtıyı kilometrelerce uzaktan duyabilir, bir karıncayı binlerce kilometre öteden en ufak ayrıntısına kadar görebilir, başka bir şehirdeki kokuyu hissedebilir vs.

Bir insanın beyninde 100 milyar nöron var. Ve biz onun sadece %15’ni kullanabiliyoruz. Diğer %85’e erişimimiz yok. Yani batağı atıl kapasite çalışıyoruz anlayacağınız.

Eğer beynimizin %40’nı kullanabilme becerisine ulaşırsak o taktirde eşyalarla birlikte her şeyi anında kontrol edebiliriz. Ne var ki, bu sefer de korku, arzu vb. gibi insani özellikler giderek yok olur. Buna karşın her şeyi duyumsama ve bilme artar.. Geriye bilgiyi ve diğer her şeyle ilgili kodları aktarmak kalır. Bunun için de zaman kazanmak gerekir..

Zamana karşı direniş;

Zaman kazanmak için de iki şeye ihtiyacı var: Ölümü geciktirmek, ölüme davetiye çıkaran hastalıkları yenmek. Mesele bundan ibarettir efendim.

Ahmet Özer
Ahmet Özerahmetozer@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
mersin web tasarım
https://www.mansetmersin.com/wp-content/uploads/2021/04/250x300-scaled.jpg